İlk cildi hikayenin geri kalanı için fazlasıyla merak uyandırdı. Sürükleyiciliği ve şaşırma duygusunu yaşatabilmesiyle iyi bir hikaye için başarılı bir başlangıç olmuş.
Yeniden ve yeniden okumuşken yazmak istedim. Dünyaya bu kitaba benzer kitaplar fazla gelmiyor ne yazık ki. O yüzden böyle kitapları okumak, iyice okumak, birden fazla kez okumak kitapsever herkesin vazifesi bi yerde bence. 6-10 yaş grubu olarak geçiyor orası tamam ama okuyup da öylesine bi çocuk kitabı diyenleri görünce şaşıp kalıyorum. Çocuk kitabı olması kötüdür diye değil çocuk kitapları da sadelikle her şeyi temelden almasıyla yetişkinler için de fazlasıyla öğreticiler aslında. Ancak Küçük Prens'teki mesajları çoğu yetişkin bile anlayamıyorken çocuk kitabı diyerek nitelendirmek, bilemedim... Hayatta garip bir telaş içindeyiz ve oturup birazcık duraksayıp gökyüzüne, çiçeklere, hayvanlara, iç dünyamıza, sevdiklerimizin iç dünyasına dikkatimizi vermeyi ne kadar hatırlarsak o kadar hayat telaşımızı doğru bir amaca yönlendirebiliriz gibime geliyor, en azından ben bu kitabı okuyunca bunları daha fazla yapmam gerektiğini hatırlıyorum. Küçük Prens gibi kitapları tekrar tekrar okumak bize unuttuğumuz en önemli hayat derslerini hatırlatmaya yarıyor. Hayati bir önem taşıyor desek yalan mı olur ? :)
Kişisel gelişim kitaplarına karşı feci önyargılıyız ve haklıyız.
Sürekli pozitif olmayı, bencil olmayı, içimizi, dışımızı yaşadıklarımızı bilmeden "hayatımıza yön verecek" tavsiyeleri büyük puntolarla cafcaflı sözlerle bize öneren kitaplar yüzünden asıl yararlı olacak, kişide gerçekten gelişim sağlayacak kitapları göremez olduk.
Bu kitap o asıllardanmış tavsiyesi aldım.
Bakalım.
(Ve öyleymiş de, öğretici biraz da yol gösterici. Beğendim.)
Bence Yalom okumak demek, görünürde başkalarının hikayelerini bir psikiyatristin kaleminden tanımak gibi dursa da; her hikayede kendinden ya da çevrenden bir parçaya ayna tutmak binevi aslında kendini tanımaya yaklaşmak demek.
Bir Ezidiyi gelin mi alacak bir Müslüman yani, yok artık. Bir Azeri ile Ermeni aşık olacak değil ya. Türk ile Kürt hadi ordan. Alevi kızımızı Sünni oğlama mı vericez peh. Ah biz insanlar...
Ortadoğu'dan etimle kemiğimle usanmış durumda olduğum bir zamanda bu kitabı okumakla iyi mi ettim kötü mü bilmiyorum. Gerçi Ortadoğu'da daha bi fazla olmakla beraber ayırmayı, kayırmayı pek bir sevmenin insanın genelinde olduğunu iyi biliyorum. Ama bu tarz kitaplar Ortadoğudaysanız daha bir "koyuyor" insana. Çünkü içinizi huzura kavuşturmuyor. "Huzursuzluk"la dolduruyor. Çünkü yaşananlar kurgu değil, duygulanarak aldığınız nefesinizi sert bir şekilde öfkeyle verdirtecek gerçekler bunlar. Şu gündemden kaçayım biraz yahu diyip de elinize almayın yani. Çünkü kitaptakiler hayatımızım tam ortasındalar. Kan dökmenin senin düşünce yapına uyduğu vaziyette kahramanca bir eylem olduğu, senin düşüncene ters vaziyetlerde ise katiller, zalimler dedirttiği; ölen kişilerin senin dinine, ırkına, zartına zurtuna ters olduğunda leş olduğu, lakin bizzat senden (!) kişiler olduğunda kahraman olduğu, işte kavramlara kelimelere anlamlarını yitirten, doğruyu yanlışı iyiyi kötüyü kendi dar penceresinden tanımlayan bu tarz zihniyete sahip insanlarla iç içeysen okuyunca şaşırmayacağın, artık bilmişlikle usanmışlık karışımı bir hüzünle dolacağın kitap. İnce olmasından kaynaklı hikayeyi tam oturtamadığı noktalar olduğunu düşünüyorum. Anlatılmak isteneni yerli yerine oturtabilmek için birazcık daha uzatmaya değecek bir konu oysaki. Bizzat senden bizzat benden diyerek insanları hatta canlıları hatta fikirleri daha kaç parçaya kadar ayırabileceğiz acaba, meraksızlıkla izlemekteyim.
Ve de burdan karakter Meleknaz'a ve burdan gerçek Nadia Murad'a selam olsun.