“Bir eski çağ kadar önceydi hayatımın o dönemi. Başarılacak, üstesinden gelinecek çok iş vardı önümde. Günler içine girilip yıkanılan su gibiydi. Kısacık geçmişimin ve çevremin benliğime bıraktığı büyük tortuyu, beni kımıltısız kılan toz yığınını, sadece saf bir iyi niyetle temizleyemeyeceğimi anlamaya başlamıştım. Kendimi, başkaları tarafından edindirildiğim kişiliğimi, yavaş yavaş yıkmaya başlamıştım. Duyguları, algıları, kavrayabildiğim her nesneyi ufak parçalara ayırıyordum. Her parçaya öznel bir öykü uydurarak, karşısına geçiyor, bilebildiğimle anlamaya çalışıyor, onunla alay ediyor, öz yaşama temellerimi ayağımın altından çekiyordum. Fahri diyorlardı, bugünlerde sende bir tuhaflık var. Sadece tuhaflığımın farkına varıyorlardı. Oysa toprak her geçen gün biraz daha ayağımın altından çekiliyordu. ”
“Ben yoğun bir kitlenin içine karışarak, sert bir çelişkinin temelini kurdum. Ezildim. Vah vah bana! Ama yanılmayı göze aldığım kadar ulaştım bir başkasına. Bana karşı onlar oluşuyordu. ”