Tolstoy’un başyapıtı Diriliş’ten bahsetmeye öncelikle ‘’diriliş’’ kelimesinin sözlük anlamından başlamak istiyorum.
Diriliş kelimesi canlanma, yeni bir atılımla güç kazanma anlamlarına geliyor. Bir başka anlamı da dinî inanışlara göre ölümden sonra dirilme, basübadelmevt. Tolstoy eserine bu ismi koyarken dinî bir mana yüklemiş midir bilinmez ama okurken adalet, ahlak ve din vurgusunu kitabın genelinde görüyoruz. Özellikle son bölümde İncil’den yapılan alıntılar Tolstoy’un dinî açıdan da vermek istediği mesajı tamamlamış oluyor.
Kitabın içeriğine çok girmeden, genel hatlarıyla birkaç şey söylemek istiyorum. Romanda soylu bir aileye mensup, toprak sahibi bir prens olan Nehlüdov’un dirilişine şahit oluyoruz. Prensin gençlik yıllarında tanıştığı Katyuşa, nam-ı diğer Maslova ile olan aşkı, genç yaşında yaptığı hatalar, yaşadığı zengin ve soylu yaşam sebebiyle yozlaşması anlatılırken zamanla pişman olması ve geçmişte yaptığı hataları düzeltme kararı alması şeklinde ilerleyen bir olay örgüsü var.
Nehlüdov, jüri üyesi olarak katıldığı bir mahkemede Katyuşa’nın da yargılandığına tanık olur. Çok şaşırır ve 10 yıl sonra ilk kez karşılaştığı eski aşkı onda farklı duygular uyandırır. Pişmanlık ve suçluluk duygularıyla ona yardım etmek ister. Hatalarını düzeltmek için her şeyi göze alır fakat artık Katyuşa eski Katyuşa değildir. Nehlüdov vazgeçmez, romanın sonuna kadar türlü zorlukları göze alarak vicdanını rahatlatmak için Katyuşa’ya yardımcı olmaya çalışır.
Romanda olay örgüsü sanki Nehlüdov-Katyuşa aşkı üzerinden gider gibi görünse de aslında Tolstoy arka planda adalet sistemini ve dinî inançların yanlış yorumlanmasını ve tabii ibadetleri oldukça sert bir şekilde eleştirir. Nehlüdov’un başlarda hiç düşünmediği adalet sistemindeki çarpıklıklar, Katyuşa’nın mahkeme sahnesiyle