Kaba bir genelleme yapacak olursa, en derin kaygılarının
kabulü söz konusu olduğunda erkeklerin durumu kadınlara
kıyasla çok daha kötüdür çünkü erkeklere duygularım bastırmaları, saklamaları ve metanetli olmaları gerektiği öğretilir.
Ne de olsa erkekler ağlamaz! Buna karşın kadınlar duyguları
hakkında konuşup bunları paylaşmayı küçük yaşta öğrenirler.
Yine de çoğu kadın keyifsiz, kaygılı veya güçsüz hissettiği
zaman, ‘zayıf ya da aptal olarak algılanırım’ korkusuyla bu
durumu en yakın arkadaşlarıyla bile paylaşmaktan çekinirler.
Gerçekte neler hissettiğimize dair suskunluğumuz ve çevremizdeki insanlar fark etmesin diye takındığımız sahte tavırlar
kontrol yanılsamasını güçlendirmekten başka bir işe yaramaz.
Öyleyse sormamız gereken soru şu: Kontrole ilişkin bu
mitlerin ne kadar etkisinde kaldınız?
Işıkları açıp
kapatır gibi duygularınızı da istediğiniz zaman açıp istediğiniz zaman kapatabiliyor olmanız lazım. Peki, bu mit neden
bu kadar etkili? Çünkü çevremizdeki insanlar görünüşte mutlu gibiler. Duygu ve düşüncelerine hâkimlermiş gibi görünüyorlar. Ancak buradaki anahtar kelime “görünmek” . Gerçek
şu ki insanların çoğu, kendi duygu ve düşünceleriyle ilgili
sürdürdükleri mücadele ile ilgili olarak açık ve dürüst olmuyorlar. Üzüntülerini veya mutsuz olduklarım belli etmiyorlar,
işleri yolundaymış gibi gösteriyorlar.