Bahçenin rayihası yoktu, orman çağırmıyordu, etrafımdaki dünya eski püskü şeylerin ortalığa saçıldığı bir yer gibiydi, tatsız tuzsuz, cazibesizdi, kitaplar kâğıttı, müzik bir gürültü.
Kim dikmişti bir zamanlar bu yaşlı kestaneleri,
Kim içmişti taş çeşmeden,
Kim dans etmişti süslü salonda?
Göçüp gittiler, unutuldular.
Bugün biz varız güneşin altında
Bize söyler şarkılarını tatlı kuşlar:
Biziz oturan sofrada bir arada, mumlarla, Ebedi Bugüne sunmak için kutsal içkiyi.
Ve biz de göçüp unutulduğumuzda, Söyleyecek yine ulu ağaçlarda
Şarkısını karatavuk, şarkısını rüzgâr,
Ve aşağıdaki nehir köpürecek kayalarda.