Ağır ağır söylüyor şarkısını karanlık ağaçlarda yağmur,
Esiyor ormanın üzerinde ürkünç bir kahverengi.
Dostlar, yaklaştı sonbahar, ormanda pusuya yattı bile pürdikkat,
Tarla da boş boş bakar, geleni gideni sadece kuşlar.
Yaşlı adam dut ağacının yere yakın büyümesi ve güzelce toplanabilmesi için ömrü boyunca özenle kırpmıştır yapraklarını. Ve tüm o yıllar, onyıllar boyunca kırpılan, budanan ağaçlar yeni sürgünler vermiş, yeniden büyümüştür ve zamanla kazanan onlar olmuş, her şeye rağmen uzamışlardır, yaşlı adam ise makasıyla, testeresiyle onları tam anlamıyla zapt edemeden ölecektir.
iyimserler de kötümserler de haklıdır elbette. Ama ben iyimserleri daha tehlikeli bulurum, zira o aşırı memnuniyeti, o gevrek gülüşleri ne zaman görsem, 1914 yılını, halkların o dönemde güya sağlıklı bir iyimserlikle her şeyi harika ve müthiş bulduğunu, savaşların aslında çok tehlikeli, şiddet dolu girişimler olduğu ve sonunun kötü de bitebileceği uyarısında bulunan her kötümseri kurşuna dizmekle tehdit ettik lerini hatırlarım. Evet, kötümserler kısmen alaya alındı, kısmen de kurşuna dizildi, iyimserler ise o büyük dönemi yüceltip göklere çıkardı, yıllarca coşup zafer kazandılar; sonunda coşmaktan ve zafer kazanmaktan mahvolarak aniden büyük yıkıma uğrayan iyimserler ve halklar, bir zamanların kötümserleri tarafından teselli edilmek ve yeniden hayata tutunmak için cesaretlendirilmek zorunda kaldılar. Yaşananları asla unutamam ben.
Biraz fazla pohpohlanan bu aptalca iyimserlik yüzünden savaş ve ıstırap, ölüm ve acı sadece kuruntudan ibaret zırvalıklar olarak görülüyor ve herhangi bir dert ya da sorunun lafi bile edilmiyor.