Ben bu kitabı daha once duymuştum. Ama hep unuttuğum bir kitapti. Roman az okuyan biri olarak bunu biraz daha arttırmaya karar vermiştim. Çok sayfalı bir kitabı okuduktan sonra okuduğum için bana kısa geldi bu kitap. Ama içeriğin daha önemli olduğuna inanan bir insanım.
Kitap, insanın aradığı seyin aslında yakınlarında olduğunu bulması için uzak yollara gitmesi gereken bir çobanın hıkayesini anlatıyor. Yazar madeni altın çeviren simyacılardan yola çıkarak aslında bizim de hayatımızı daha değerli bir hale getirebileceğimizi vurgulamak istemiş. Tabi ki madeni altına çevirmenin zorluğu olabileceği gibi bunun da pek çok zorluğu olacaktır. Ama çaba ve pes etmemek önemli. Çobanın da karsısına hırsızlar, savaş, aşka tutulmak gibi engeller çıkmıştır. Ama coban karsısına çıkan insanların nasıhatlarından yola çıkarak engelleri asabilmiştir.Belki karsısına o insanlar çıkmasaydı ‘kişisel menkıbesini ‘ gerçekleştiremeyecekti. Bir felsefe niteliği de taşıyan kitap insanın yazgısının elinde olduğu gerçeğini okuyucuya sunuyor. ‘Bir seyi gerçekten istersen, evren onunla iş birliği yapar’ diyor. Evreni simgelerle okumayı öğrenmekten ve evrenin sözcüksüz dilinden bahsediyor ve Her seyı yaratan El den istediğimiz seyleri istemekten bahsediyor. Asıl bize verecek olan o dur. Burada Allah’tan başka birisinden bir sey isterseniz o size veremez . Cünkü o nasıl vereceğini bilmiyordur mesajını vererek aslında bazı dinleri inceden eleştirmiş ve kendi inancını göstermiştir. Yüregini dinlemenin, istek ve arzularını bilmek gerektiğinin oneminden bahsediyor. Cünkü nereye gitsen sana yüreğin sana kaçamayacağın seyleri söyleyecektir. İnsanların, hayallerini gercekelestirmesinin öneminden bahsediyor, yani insanlar hayal kuruyorlar ve onu gerçekleştirmekten korkuyorlar. Cünkü tek bir hayale