Tuğçe Ecem Balasar

Tuğçe Ecem Balasar
@Tugceecem
Öyle büyük umutlarım olmadı benim, büyük düşlerim, özlemlerim, büyük beklentilerim olmadı. Koşullarım beni oluşturdu ben acılarımı buldum...
Muhasebeci
Muğla
12 Temmuz
243 okur puanı
Kasım 2017 tarihinde katıldı
Puan vermedi·85 syf.··
2019 17. kitabı
·
17 saatte okudu
·
Okunma: 06 Temmuz 2019 09:08
Uzun zamandır inceleme yazamıyor, hatta yoğunluktan kitap dahi okuyamıyordum. Ama öyle güzel geldi ki kitap, uzun zamandır birşeyler eksikmiş de tamamlamışım gibi. Kitabı bitirince üzüldüm biraz ama olsun yazarımızın diğer kitaplarından devam ederim diye düşünüyorum. Kısa bir yeşilçam aşkları tadında bir kitap, güvenilir, masumca, içten.. Araya şiirler serpiştirilince kitaba doyuyorsunuz. Ama insan mutsuz sonları sevmiyor. herkes kavuşsun, ersinler muradına istiyor.. Üzücü bir son yürek burkuyor gerçekten bu kadar masum saf bir sevginin sonu güzel bitmeliydi.. (bu arada kitabı resmen zorla okutturan sayın Tubalasar , sizlere ayrıca teşekkürlerimi sunuyor her zamanki gibi nasıl kitaplardan hoşlandığımı bilip böyle kitapları okumama öncülük ediyorsun :))
Bir GünMehmet Yılmaz (Samsunlu) · Roza Yayınevi · 201261 okunma
Tatil planı hazırsa sıra okuma listenizde!
Bu yaz yanınızdan ayırmak istemeyeceğiniz kitapları sizin için bir araya getirdik. 💬 Siz olsanız bu listeden hangisiyle başlardınız?
7/10
·462 syf.··
Beğendi
·
2018 67. kitabı
·
22 saatte okudu
·
Okunma: 25 Temmuz 2018 17:08
"Kızım sana bırakacağım en büyük mirasım yaşadıklarımdır. Başını hiçbir zaman eğmeyeceksin." -Abdullah ÇATLI Kitabı siyasi açıdan değil bir kızın babasına olan duygularıyla okudum. Zor dönemlerden geçen yazarımızın anlatımı içimi burktu. Bir kız evlat olarak her kız çocuğunun babası ile ilgili hayalleri, istekleri ve arasında ki duvarları okumak hüzünlü geldi. Her kız babasını Kahraman olarak görür ama hayat o kadar acımasızdır ki bir babanın elini kolunu bağlar, ama yazarımız kahramanına hiçbir zaman güvensizlik etmemiş onun gerçek bir baba, gerçek bir lider ve gerçek bir reis olduğunu hiçbir zaman unutmamış ve bununla gurur duymuştur. Siyasî olaylara gelirsek, Abdullah Çatlı'nın ASALA'ya karşı vermiş olduğu mücadeleden ölümü yani "Susurluk olayı" da denilen zamanı anlatıyor. Çatlı'nın Ülkü ocaklarına giriş ve ikinci başkan seçildiği zamanı (birinci başkan Muhsin Yazıcıoğludur) altmış darbesinden, seksen darbesine 7TİP'li cinayetlerine kadar kısa kısa değinilmiş. Yurt dışında gerçirdiği süreç, Papa davası, Ağca ile olan ilişkisi, sözde uyuşturucu kaçakçılığı ile yargılandığı mahkemelerinden ve cezaevinden firarı ile Türkiye'ye girişi anlatılıyor. Yazarımız daha çok Çatlı'nın cezaevinde iken dostlarının teker teker onu yüzüstü bırakması. O dönemde ailesini de gurbet diyarda yapayalnız kalması, Çatlı'nın eşi ve kızlarının ayakta durma mücadeleleri ,bu süreçte çektiği sıkıntılar ama ne olursa olsun hiç kimse ve hiçbir şeye boyun eğmemelerini anlatmaya ve hissettirmeye çalışmış ve başarılı da olmuş bence. Cezaevindeki firarinden sonra tekrar Çatlı ile görüşmek isteyen yüzsüzler ve vefatında bir anda ortadan kaybolan aileye başsağlığı bile dilemeyen veya dileyip bir daha arayıp sormayanlara karşı bir sitemde bulunmuş yazarımız. Ah de vefasızlıktan yakınmış.
Babam ÇatlıGökçen Çatlı · Bilgeoğuz Yayınları · 20141,228 okunma
9/10
·144 syf.··
2018 47. kitabı
·
24 saatte okudu
·
Okunma: 28 Mayıs 2018 17:00
Hayatı ne kadar basite indirdiğimi, duyguları önemsediğimi anlıyorum ama sadece kendi duygularımı... Stefan Zweig'in okuduğum ikinci kitabı ama devamı geleceğini düşünüyorum psikolojik olarak beni etkileyen, duygularımı harekete geçiren ve fazlasıyla düşündüren bir kitap. Kitapları zaten bu yüzden okumuyor muyuz, daha fazla düşünmek, empati kurabilmek ve kendi karakterimizi tanımlayabilmek için? Stefan Zweig'in kitaplarını okudukça hepsini alenen istemeseniz bile yapıyorsunuz. Çok fazla düşünüyor, duygularınıza önem veriyorsunuz, empati kurabiliyor ve kendinizi Zweig sayesinde tanımlıyorsunuz.
Edebiyat
Karışık DuygularStefan Zweig · Yordam Kitapları · 201313,1bin okunma
8/10
·300 syf.··
2018 38. kitabı
·
30 saatte okudu
·
Okunma: 14 Mayıs 2018 20:17
Dünya cennettir insana Eşit olsun sana bana Kıyılmasın hiçbir cana Analar ağlamasın Kendisine Süleyman Demirel zamanında devlet sanatçısı ünvanını vermek isteyen ama onu yukarıdaki dizelerde de söylediği gibi "ben halkın sanatçısıyım bu ünvan ayrıcalıklı geliyor bana" diyip reddeden halk ozanıydı. Kitapta Zülfü livaneli, Savaş Ay, Yılmaz Özdil, Ahmet Hakan, Ferdi Tayfur, Müslüm Gürses, Haluk Levent ve Kıraç gibi sanat, edebiyat, ve siyaset dünyasından bir çok kişinin yazıları Neşet Ertaş ile anıları duyguları yer alıyor. Büyük halk ozanı Muharrem Ertaşın oğlu türkünün ve bozlağın içinde doğmuş. Babası ile çevre köylere düğünlere gider ona kemanı ile eşlik edermiş. Çok yokluk çekmiş çok ezilmiş bunu türkülerinin her kelimesinde duyarız zaten, sazıyla bir bütün olmuş, peki ya hak ettiği değeri görmüş mü? Bizi bilirsiniz elimizdekinin kıymetini, değerini gidince veya ölünce anlıyoruz. TRT Radyosu'nun senelerce "mahalli sanatçı" diye anons verip türkülerini çaldığı kişi Halkın sanatçısı, eşsiz sesiyle bozlaklar çalan üstad'dır aslında. Yeni jenerasyonun telif parası vermemek için türkülerini söyleyip söz kısmına anonim yazan sanatçı, gerçek sanatçı mıdır sizce? Hayatında hiç kavga etmeyen, medyanın gözü önünde olmayı sevmeyen Neşet Ertaş içine kapanıp bu haksızlığı sineye çekmiş. Almanya'ya gitmiş orada yaşamaya başlamış. Ülkesinde hakkı yenilen Usta iki sene Alman okulunda hocalık yapmış. UNESCO tarafından "yaşayan insan hazinesi" ünvanı almış. Seneler sonra bir konser için gelip 35 bin kişinin çoğunluğunu gençlerle dolu olduğunu görünce ülkeye dair bir umudu olmuş tekrar dönmeye karar vermiş ve konserler vermeye başlamış anlaştığı Kalan Müzik aracılığı ile haklarını almaya çalışmış. Ama sizce biraz geç değil mi? Senelerce biletli konser vermemiş halkın
Televizyon
Neşet Ertaşİsmet Zeren · Günyüzü Yayıncılık · 201224 okunma
Puan vermedi·400 syf.··
2018 35. kitabı
·
4 günde okudu
·
Okunma: 11 Mayıs 2018 18:00
Size bu incelemem de kitaptan daha çok Cemil Meriç'in hayatına dair bir şeyler paylaşmak istiyorum. Aslında kitapta kendisini o kadar güzel telaffuz ediyor ki ben ne kadar yazsam eksik kalır. Duygularını, düşüncelerini, yaşamı boyunca yapmak istediklerini, maalesef yapamadıklarını o kadar keskin ve açık sözlülükle anlatıyor ki insan kendini bu kadar açık bir şekilde eleştirmesine hayret ediyor. Bazen kendine kızıyor, yer yer gururlanıyor ama hiç bir zaman yazmaktan çekinmiyor. Çok okuyor , kitaplar almak için çok şeyden feragat ederek, vazgeçilemeyenden vazgeçip kitaplara sığınıyor. Benim mirasım kitaplarımdır diyor. 1955 yılında gözlerinde ki miyopinin artması sonucu görmez oluyor. Ama Meriç kendini yalnız hissetse de yazmaya başlıyor "jurnal" bu sayede ortaya çıkıyor. Kendi düşüncelerini insanlığa yaymak, öldükten sonra bu satırlarla yaşamak için tanıklar, okuyucular aramaktadır Meriç. Bir yandan kendini tanıtırken, diğer yandan düşüncelerini fikirlerini o yıllarada ki Türkiye yi, dil'in önemini kendi gözünden anlatıyor. Edebiyatın, yazının kuvvetine hep inanıyor. Kitapta bazı yerlerde çok duygulandım hayatında yalnızlığı içten ve en derin yaşayan ve bunu en açık sözle anlatmayı çok iyi başarmış, okuyucuya hissettiriyor bunu. Cemil Meriç i merak ederseniz "jurnal"sizi çok iyi aydınlatacaktır. Cemil Meriç müthiş irade okuma ve yazma arzusu içinde olan güzel adamlardan.
Edebiyat
Jurnal - Cilt 1Cemil Meriç · İletişim Yayınları · 20183,683 okunma