Ege Soley’in Yakın kitabı hani ruha iyi gelen cinsten. O kadar sakin bir anlatım şekli var ki kitabı okurken dinleniyorsun. Kitabın edebi değeri tartışılır evet, sonuçta bir iç konuşma, kendini sorgulama gibi. Hayatımın en zor döneminde tanıştım bu kitapla. Yarısına kadar geldiğimde ilk defa elime almıştım. Böyle klasik müzik dinlemek gibi dinlendiriyor anlatımı. Çok yorgundum, bana iyi geldi. Ne zaman böyle yorgun hissetsem bu kitabı elime alıyorum. Karmaşık ruhuma iyi geliyor, kendi düşüncelerimden çok parça buluyorum, hayatımın bazı sahneleri gözümün önünden geçiyor. Ege gibi ben de mesela sabahları çok farklı modlarda uyanırım ve günün ilerleyen saatleri için o moddan sıyrılmam gereken zamanlar olur. Bir daha sevmem çok derim ama kitapta da bahsettiği gibi herkesin yalnızlığı karaya varıncaya kadar.
Ancak şöyle ki, ben kitabı yarım bıraktım ve bitirme gereği de duymadım. Bitiririm belki ama bu kitap ara ara açıp sayfalarına göz gezdirilecek tam okuma yapmaya gerek duymadığım bir kitap statüsünde benim için. Hap gibi yutulup şifa veren değil, ara ara atılıp iyi hissettiren bir kitap bana göre.
Ama bazen de olmuyor. Neden bilmiyorsun, ama olmuyor işte. Bir heves çıkartıyorsun fırından, etler taş gibi sana bakıyor. Ya fırın çok ısınıyor ya da baharat acı geliyor. Sofrada hevesle bekleyenlere karşı mahcup oluyorsun, onlar ne söylerse söylesin yemeğin içine bir türlü sinmiyor. Tarif doğruydu diyorsun, nerede hata yaptım ben, herkes bu tarifle yapmıyor mu bu yemeği?
Özlem, insana yapamayacaklarını yaptırıyor bazen, hiç yapmam dediklerini. Gün geliyor sıkı sıkı kapalı tuttuğu pencereleri, elini uzatacağını hiç düşünmediği kapıları açtırıyor. Bazen insan birilerini ya da bir yerleri değil, oralarda olduğu kendisini özlüyor. Ve insana eninde sonunda kendini en iyi özledikleri ve onları nasıl özlediği anlatıyor.
Aynı filmi tekrar tekrar izlemek, aynı dersi her sene tekrar almak ve her akşam tabağında aynı yemeği görmek istemiyorsan olanları anla. Anlaşılınca, bitecek.
Biz Kimden Kaçıyorduk Anne? kitabı ile dizi sayesinde tanıştım. Genelde diziler ya da filmler kitaba göre zayıf kalıyor; ancak burada uyarlamanın çok doğru yapıldığını düşünüyorum. Karakter seçimleri gayet yerindeydi, özellikle de Melisa Sözen kızını tek başına dünyanın kötülüklerinden korumaya saplantılı bir şekilde kafayı takmış anne rolünde çok iyi iş çıkarmıştı.
Romana dönecek olursak, ikilinin yer yer hastalıklı boyutlar taşıyan anne kız ilişkisi, bitmeyen kaçışları kitabı çok sürükleyici kılıyor. Annenin kızına sürekli "bambim" diye hitap ettiğini, onun büyümesine bir nevi izin vermediğini, o büyüdüğünde yalnız kalacağından korktuğunu ve kendi hayatını tamamıyla onun üzerine kurduğunu görüyoruz. Karamsar ve hayata küsmüş, insanlara güvenini tamamen yitirmiş anne karakteri kızının özgürlüğünü tamamen kısıtlıyor ancak şefkatli bazen çaresiz halleri onu bir diktatörden çok yaralı bir anne karakterine büründürüyor. Karakterin kaçışı büyük ölçüde geçmişinden. Ancak kendimizden kaçmamız mümkün olmadığından gittiğimiz hiçbir yer bize geçmişi unutturmayacaktır. Anne kızıyla dünyayı geziyor, gitmediği ülke otel vs kalmıyor, ama günün sonunda taşıdığı hep aynı beden, aynı ruh, aynı düşünce yapısı. Kitap burada bize diyor ki, kafanızın içini değiştirmediğiniz sürece nereye giderseniz gidin kişiler ve olaylar değişecek ama sonuçlar aynı kalacak. Sonunda beklendiği üzere kızı için hayatını feda ediyor anne. Çünkü biliyor ki bu kaçışın bir sonu yok, durmanın tek yolu belki de tamamen gitmek.
Özetle; kitap reel dünyanın gerçeklerine, insanların sahteliğine ve ikiyüzlülüğüne dayanamayan, masumiyeti atfettiği kızını ise bu sahtelikten korumak için her şeyini feda eden bir annenin öyküsü. Ama bu davranış şekli hem kendine hem kızına karşı ne kadar adil? Bu da yoruma açık bir