Jack London , ile önce başlamak isterim.#90566644 kitabını kesinlikle daha çok beğendim.Bunu belirtmem lazım.Daha kalıcı olacak Beyaz Diş bende. London, Dünya Ticari dergi romanının öncüsü ve zengin olabilen ilk yazarlardan biridir.Kitaptaki Martin Eden karakterine bu yönden çok benzer.Zaten otobiyografi bir romandır Martin Eden . Birçok kısmı kendi hayatındaki ile aşağı yukarı aynı yada benzerdir.London bir köle tarafından büyütülür.Anne figürü yani bir köle kadındır.Gerçek anne ve babası ile ilgilide yoğun tartışmalar mevcut olup, belli değildir.Martin Eden kitabında geçen tüm muhitler gerçekten de London un yaşadığı ve çok iyi bildiği muhitlerdir.Bir başka ortak noktası ise onunda aynı Eden gibi bir denizci olmasıdır.Kavga, dövüş kültürü ve yakışıklılık da diğer ortak noktalardan.Diplomasının olması yine Martin Eden ile benzer başka bir ortak noktadır.Kitapta 5 dolar alınca yazmaktan vazgeçmeyi düşünen, 40 doları sonrasında aldığında ise paçayı kurtardım diye sevinen bir Eden vardır.Bu kısım da London un gerçek hikayesi ile aşağı yukarı aynıdır. George Sterling ise kitaptaki Brissenden dir.London'un, Çin, Kore gibi ülke vatandaşlarına karşı ırkçı ifadeli mevcuttur.Ölümü ile ilgili de çok fazla efsane vardır.Martin Eden gibi intihar yolunu seçtiğini söyleyenler az değildir.Ama tartışmalı bir konudur.
Martin Eden , kitabı ile ilgili olarak şunları söyleyebilirim.Alt sınıftan olduğu net bir biçimde gözümüze sokulan Martin Eden isimli bir gencin kısaca hoşlandığı Ruth isimli üst tabakadan bir kızın gözüne girebilmek için vermiş olduğu mücadele anlatılıyor.Bu mücadeleyi de yazar olmaya çalışarak bizlere gösteriyor London.Kitap 1909 da yazılmış.Bir hayal kırıklığı görmek mümkündür çoğu kısmında kitabı.Özellikle yayınevleri ciddi bir biçimde
Serennnnnnnn Seren !
Nasıl yaptın bunu kendine diyorum. Körlüğün zirvelerinde, aynalarla dolu odalarda yaşayıp nasıl görmedin kendini? Sırf . Uzun zaman ama çok uzun zamandır böyle bir kitap okumadım. Zaman zaman böyle yazdığım oldu başka kitaplara. Bu kitap hepsini indirdi tahtından. Yerle yeksan etti. Bu sefer yapmayacağım, bana hissettirdiği şeyleri buraya dahi anlatmak istemiyorum. Karmakarışık kafam ama aynı zamanda sanki çok düzenli. Bunlar öylesine laflar değil. Bugün ilk defa hayır deyip pişmanlık hissetmedim. Başlangıçta biraz vicdan yapsam da çok çabuk geçti etkisi. Güçlü gözyaşları temizler. Öylesine bir söz dizilimi değil. Güçlü gözyaşları. Hem yazmak istiyorum hem paylaşmak istemiyorum. Biraz yazıyorum çünkü bu kitabın bana kattıklarını uzun müddet kaybetmek istemiyorum.
NİETZSCHE ağladığında ağlamak istedim doya doya. Bu akşam eve gidip bir dolu ağlamak istiyorum. Bugün eve gitmeyi yalnız olmayı bunun için istiyorum. Ağlamak bir nimet. Yeter ki gözyaşlarınızı dizginlemeyin. Önüne katıp götürsün her şeyi. Hep öyle gördüm. Ağladığım anlar en zayıf anlarım diye düşündüm. Değildi. En öfkeli olduğum zaman ağlarım. Üzgünken ağlamam. Bir şey, bir durum beni çaresiz bırakınca ağlarım. Bu şu demek: Bir cenazede ağlamayabilirim ama birinin ölecek olması korkusu beni ağlatır. Eskiden öfkesi çok diri bir insandım. Sürekli her şeye ağlardım. İki kelime eder üçüncüsü çıkmadan sesim ağlamaklı çıkardı. Ağlamak küçükken benim kalkanımdı. Çok ama çok iyi hatırlıyorum. Ben küçükken lafını söyleyip kapıyı çarpan kızdım ! Aşırı güçlüydüm. Hiç bir şey beni üzmezdi sadece sinirlenirdim. Ellerim titriyor ama bunu bugün bu şekilde hipnotize olmuş bir şekilde hatırlamam çok anlamlı. Ben ne zaman bunu kaybettim, gücümde sona erdi.
Düşünüyorum. Neden beynimde dönen aforizmalardan