Bildiğim, bugünkü ortamda, demokrasi sökmeyecekti. Bunu anladılar. Şeyh Sait İsyanı bahane oldu. Takrir-i Sükûn kanunu çıktı. İstiklal Mahkemeleri kuruldu. İsyan mıntıkasındaki mahkemeyi, hadi, zorunlu sayalım, Ankara’daki neden gerekli olsun?.. Terakkiperver Partiyi kapattılar. Geçenlerde Ankara İstiklal Mahkemesi’ne yargıtaysız adam asmak hakkı tanıdılar. Birtakım haksız kazanç dedikoduları alıp yürümüştü. Partileri kapatılan muhalif mebuslar meclis açılınca üstlerine çullanacaktı. Bunu meclis açılmadan önlemek gerekti. İstanbul gazetecilerini neden Elâziz İstiklâl Mahkemesi’ne gönderdiler de, Ankara İstiklâl Mahkemesi’ne vermediler. Çünkü, o zaman Ankara Mahkemesinin adam asmak yetkisi yoktu. Maksat da, gazetecileri yıldırmaktı. Çok önceden bilindiği, dikkatle izlenildiği anlaşılan bu suikast teşebbüsü de ekmeklerine yağ sürdü. Başından beri beni şaşırtan nedir bilir misin? Kollayarak ilerlemeleri... Önce Terakkiperverlerden birkaç mebusun canını yakmak düşünüldü sanırım, orduyu tedirgin etmek istenmedi. Sonra görüldü ki, şartlar uygun... -Konyaktan içti, hiç telâşsız sigara yaktı: -Bir taşla, iki değil, üç kuş vuracaklar gibime gelir. Muhalif mebusların gürültüsünü, paşaların ordudaki nüfuzunu, İttihatçılığın kökünü hep birden kazıyacaklar
Bana öyle geliyor ki, Abdülkerim oğlum, ne yaptıksa, iyi kötü, hep Almanların isteğiyle, onların desteği sayesinde, onların çıkarına yaptık. Bugün başımıza bir felâket gelirse, artık bu desteğin, memlekette işlemez olmasından gelecektir.
Defterler'in önsözünde söylendiği gibi, Kağıtlar da aslında hiç yayımlanmamış olmalıydı. Okuyucunun, Marmara'nın Defterleriyle birlikte bu Kağıtlar'ı da gün gelip başkaları tarafından okunacağını hiç düşünmeden yazdığını unutmayacağını umuyoruz.