O zamansızlık zamanında, cennet ırmağının kıyısında Adem, onunla göz göze geldi.
Kuşları, tüyleri ürkütmekten korkarcasına elini uzattı yavaşça. Parmaklarının ucundan dökülen yaseminleri gösterdi. İçine dolan ses ve ışığa, sevince sarmaşığa, usulca, sen kimsin, dedi. Bildiğini bir kez daha bilmek, kelimesini bir de ondan duymak istedi.
Hz. Âdem, cümlenin daha başında LÂ diyecek, reddedecek özgürlüğe sahip olduğu halde illallah’a varmasıyla yaratılmışların en güzelidir, mümkünler âlemindeki o en esrarlı heceyle, kendiliğinden değil bile isteyedir. LÂ, hiçlik mesabesi, öyleyse sonsuzluk ekidir.
“Bir kez deprem yaşamışsanız, çizik bile almadan kurtulsanız dahi, bilirsiniz ki bu, kalpteki bir felç gibi, toprağın göğsünde saklı kalır; korkunç bir ihtimal olarak, her an geri dönmeye, sizi yeniden vurup çok daha yıkıcı bir güçle sarsmaya hazırdır.”