Kitap Teğmen Giovanni Drogo’nun mesleki kariyerinin ilk adımı uzaklardaki Bastiani Kalesi’ne atanmasıyla başlıyor. Kale, uçsuz bucaksız ve kasvetli Tatar Çölüne bakar ve Drogo, burada hayatını bekleyişle geçireceği uzun, iç karartıcı bir yolculuğa adım atar.
Kale bir anlamda bir hayalin, bir savaşın, bir tehdidin beklendiği bir hiçliği temsil ediyor aslında. Drogo ve onun gibi askerler, asla gelmeyebilecek bir düşmana karşı hazır bekleyerek yıllarını harcıyor. Bekleyiş, bir amaç yaratıyor; ama aynı zamanda bu bekleyiş, insanı içeriden kemiren bir boşluk hâline geliyor adeta.
Kitaptan bir mesaj almamız gerekirse "Tatar Çölü", okurunu yalnızca bir karakterin trajedisine değil, kendi hayatındaki "çöl"e bakmaya çağırıyor. Ertelediğimiz kararlar, hep yarına bıraktığımız değişimler, bizi bekleyen ama bir türlü gelmeyen o anlamlı an belki de Buzzati’nin çölünde kaybolup gitmiştir kim bilir.