Thomas Mann ve Ailesi, "Nobelli" yazar ve ailesi üzerinden bir 20. yüzyıl hikayesi. İçinden dünya savaşları, göçler, sürgünler geçen bir kitap. "Bir Alman ailesi" olarak Hitler faşizminin mağduru olmaları yetmiyormuş gibi, ABD sürgününde "McCarthy" dönemine denk gelen gerçek bir "Amazing family!" romanı. Thomas Mann'ın kardeşi Heinrich Mann da yazar. 6 çocuğu da yazar, gazeteci, sanatçı. Hepsi arkasından birer kitap kaleme alıp, anılarını yazmış. Eşi Katia Mann zengin, soylu bir aileden geliyor ama kocasının sekreteri, onun için hayatı düzenleyen, kolaylaştıran eş rolüne razı gelmiş. "Ben babanızın aksesuvarıyım" diyor çocuklarına. "Thomas Mann'ın öğleden önce yaptığı çalışmalarına ara vermesi için Amerikan başkanının kendisini telefonla kendisini şahsen araması, dünya savaşının çıkması veya ikinci bir Nobel edebiyat ödülü alması gibi kriterler" gerekirmiş! Yazar kadınların "kendine ait bir oda" için çırpındığı bir dünyada okur olarak biraz gıcık olmadım değil! Günlüklerine "kendisinin bir dahi olduğunu hissettiğini" yazan biri için gayet normal. Tamam Buddenbrook Ailesi'ni, Büyülü Dağ'ı çok seviyoruz ama biraz tevazu! Neyse, bir yazarın hem de kendini "dahi" olarak gören bir yazarın erkek olarak portresine girersek, tartışma uzar.
Kitapta aile içi dedikodular da var itişmeler de...Dönemin edebiyat dedikoduları da...Aile bireylerinin neredeyse hepsi yazar olduğu için çoğu günlüklere, kitaplara yansımış. Bu nedenle kitap tam bir belgesel roman. Ufak dedikodulardan birini çıtlatalım; Thomas Mann, kayınpederinden hoşlanmazmış! Schopenhauer konusunda anlaşamadıkları için küsmüşler! Ya! Seviye bu yani. Gerçekten "amazing" bir aileymiş deyip, keyifle okumaya devam ediyorsunuz.
Thomas Mann yaşamı süresince onurlandırılmış, el üstünde tutulmuş, maddi olarak da rahat