Kitabın incelemesine başlamadan önce burada kitabı okumamı sağlayan Necmettin Bozkurt kardeşime teşekkürü bir borç biliyorum.
Çocuklar için yazılan bir masal kitabı olmasına rağmen aslında biz yetişkinlere daha çok hitap ediyor yani bizi bir nevi uyandırmaya çalışıyor.
Kırmızı sakallılar, biz toplumdaki insanları uyandırmak için bir devrimci- aydın vazifesi görüyorlar. Filler sultanı ise bugünkü zalim yöneticileri simgeliyor. Tıpkı günümüzde de olduğu gibi yöneticiler bizi sömürüp elimizdeki her şeyi alıyorlar ve bizi açlığa alıştırıyorlar. Sonra da bizden aldıkları birçok şeyi bize az az veriyorlar ve sanki bize lütûfta bulunuyorlarmış gibi muamele gösteriyor. Sonrasında aslında çok barışçıl olduklarını, savaşın yanlış olduğunu anlatıyorlar ama nafile. Kendilerini herkesten üstün tutuyorlar ama sanki halktan birileri imiş gibi davranıyorlar. Zulmü her kabul ediş, daha büyüğünü doğurur, diyor Ahmet Hamdi Tanpınar ne güzel de söylemiş. Karıncalar kırmızı sakallı dinlemeyip filler sultanının her dediğini yapıyorlar tabii bu isteklerin ardı arkası kesilmiyor daha da artıyor daha da artıyor Bir türlü bitmek bilmiyor. Günlük hayatımızdan örnek verecek olursak bugün Filistin'de birçok çocuk ölüyor ve bunlar uzun yıllardır devam etmektedir. Bizler ne yapıyoruz onların her dediğini her söylediğini kabul edip onaylıyoruz. Onaylamasak bile sesimizi çıkarmıyoruz zaten sesini çıkarmamak da bir nevi onaylamak değil midir? Biz sustukça da zulüm artıyor. Zulmün karşısında susan dilsiz şeytandı hani. Uzun lafın kısası kitap bize birçok hadise hakkında uyarıcı nitelikte bilgiler veriyor; önemli olan bizim ne kadarını aldığımız, bundan sonra hayatımıza ne yönde şekil verdiğimizdir. Sözlerimi son olarak şu sözleri söyleyerek bitirmek istiyorum: Bir milleti bitirmek istiyorsan dilini, eğitimini, ve
İçimizdeki Şeytan kitabını ikinci okuyuşum. Ömer'i ne kadar özlediğimi kitabı okurken bir kez daha anladım. Bu şaheser hakkında o kadar söylenecek çok şey var ki nereden nasıl başlayacağımı bilemiyorum. Sabahattin Ali toplumu, insanı ve içimizdeki Şeytanıbbize en güzel anlatan, yani bizi bize bizce anlatan nadide yazarlardandır. Kitabı okurken iliklerinize kadar duygusalık ve merak bizi sarıyor. Kitapta iç konuşmalar çokça kullanılmış, tirat örnekleri olabildiğince var. Sabahattin Ali Macideyi, Ömer'i o kadar ustaca anlatmış ki etraftaki kötülükleri bile biz iyi görüyoruz. 1940'lı yılların İstanbul'unu anlatırken 2024'te dahi birçok şeyin değişmediği insanların "Aydın" geçinmesi, baskı ortamı ve hayat şartlarının zorluklarını mütemadiyen görüyoruz. İçimizdeki Şeytan'da Ömer'e bir yerde çok kızdım: Macideyi bırakıp Ümit ile eğlenmesi, Macideyi umursamaması ve Macide'nin de hiçbir şey söylememesi... Bedri bu romanda belki de en masum görünen kişi. Aşkı uğruna dahi Ömer'in hapiste olmasından faydalanmıyor. Belki de bu romanda tek masum olan Bedri ve Macide. İçimizdeki Şeytan sadece Bedri ve Macide de yok. Nihat ise yazarlık hevesi uğruna her türlü kötülüğü kendisinde hak gören bir karakter. Bu otobiyografik romanda Sabahattin Ali'nin hayatına birçok atıkta bulunuyor ve çevresindeki diğer insanlar da bundan nasibini alıyor bunlardan biri de İsmet Şerif karakteridir. Yazar İsmet şerif'i Peyami Safa olarak karşımıza çıkarıyor İsmet Şerif karakteri "Aydın" diye geçinen kendini öven içimizdeki şeytanın vücut bulmuş hali. Sizi kitabı anlatarak çok fazla sıkmak istemiyorum ve kitap hakkında söyleyeceğim birçok şey olmasına rağmen kelimelerin yetersiz kalacağını düşünüyorum. Tesadüflerinin oyuncağı olacak olduktan sonra ne diye bir irademiz vardı? Kullanmadıktan sonra göğsümüzü dolduran hisler