Evet, evet. Yine, ki zaten çok değil. İkinci sefer Jane ablamın kaleminden çıkan bir aşk yolculuğuna adım attım. Yürüdüm, koştum, düştüm, oturdum ve devam ettim. Yani imkanım olsaydı Jane ablam ile şöyle karşılıklı bir oturup ne bileyim alkol sofrası falan olmadı bir coffeeshop ya da bir kalabalığın manzara olduğu bir bankta oturup saatlerce konuşmak isterdim.
Yine iki sözcük ile iki karakteri bütünleştirmiş, yeri geldi bende gurur yaptım arkadaşım, gururun olduğu noktada aklım yıprandı, taraf tuttum ki pek tutmam yani. Şimdi sen ki sevgili okur "beğen, geç" yapan anlamsız insan kalabalığından değilsen şayet buraya kadar okuyup bu ne anlatıyor diyebilirsin haklısın. Çünkü sana çok daha değer veriyorum. Beni de bu kadar karıştıran şey eserin kendisi değil Jane ablam. Okuduğum kitapların yazarları arasında tanışmak imkanı olsaydı şayet kafada bu ablam olurdu. Bir sözcükten yola çıkarak karakterleri nasıl bu kadar yoğurabiliyor, beni şaşırtıyor. Bende sağlıklı bir okur gibi eseri okuyup derinlemesine ya da olması gerektiği beklenen bir inceleme yerine, tamamen düzensiz neredeyse saçı sakalı birbirine girmiş cümleler bütünlüğü oluşturuyorum. Puzzle atıyorum siz birleştirin işte.
Bir noktada eserin içine girip bu iki kardeşe de kol kanat germek istedim gerçekten. Ama boşuna dert edinmişim, Jane ablam yine bir sevinç yaratmış. Bizleri de düşünmüş işte. Çocukken beklenti içerisine girdiğim mutluluktan doğan mutluluğu bahşetmiş. Ablam benim kalemini sevdiğim. Neyse artık saygılı okur, gururdu önyargı idi akıldı tutkuydu bilimum kavramlardı sevdik yani. Güzeldi, iyiydi artık darısı başınıza başıma başlarına. Kalın sağlıcakla.