Cafer Tayyar Karadaş

Cafer Tayyar Karadaş
Tayyar KaradaşTayyar Karadaş ArayışArayış Bireysel ahlak sahibi. ليس في جبتي سوى الله
8/10
·376 syf.··
Beğendi
·
2026 3. kitabı
·
29 günde okudu
·
Okunma: 10 Mart 2026 18:43
Murat Menteş’in Tanpınar’a Huzur Yok romanı, yazarın son dönemde vurguladığı “romanın önemi” fikrini merkeze alan bir polisiye. Aynı zamanda alternatif bir evrende geçen bir Tanpınar anlatısı gibi de okunabilir. Menteş romanlarının kendine has bir tadı var; okur daha ilk sayfalarda neyle karşılaşacağını bilir. Bu yüzden küçük farklılıklar bile metne ciddi değer katıyor. Zekice, muzip ve absürt karakterler bu romanda da tanıdık bir lezzet sunuyor. Ancak bu kez bir eksiklik hissi oluşuyor. Anlatılmak istenen düşünce, yer yer karakterlerin ve hikâyenin önüne geçiyor. Bu da romanın akışını zayıflatıyor. Yazarın “romanın önemi” fikri tartışmaya açık. Özellikle 19. yüzyılda Avrupa ve Rusya’daki dönüşümde romanın ciddi bir rol oynadığı söylenebilir. Fakat bunu medeniyetin temel belirleyicisi olarak görmek fazla iddialı kalıyor. Buna rağmen roman; dili, mizahı, karakterleri ve kurgusuyla tipik bir Menteş işi.
Düşünce
Tanpınar'a Huzur YokMurat Menteş · Everest Yayınları · 2026694 okunma
Ne Kadar Kitap Kurdusun?
0-30p: Kontrollü okuyucu 📖 40-70p: Hafif bağımlı 👀 80p+: Geçmiş olsun, kitaplar seni ele geçirmiş 😅
1/10
Kitabı bilmem de yazarı için iki kelam edeyim. Bu arkadaş takipçi sayısı için önce sizi takip ediyor, siz takip edince takibi geri çekiyor. İyi bir yazardır belki, kitabı da iyidir belki, ama kendisi için durum tam tersi.
1000Kitap
Yaşamak Hiç ÖğretilmediOğuzhan Kuş · Cinius Yayıncılık · 202575 okunma
Martin Eden
10/10
·517 syf.··
Beğendi
·
2026 2. kitabı
·
29 günde okudu
·
Okunma: 08 Şubat 2026 04:04
“Anlatacak bir şeyim var ama bunu taşıyacak bir zihin yok.” 300. Sayfada yanlış hatırlamıyorsam, kardeşine yazdığı şiiri ne kardeşi istiyordu, ne de kardeşinin kocası kabul ediyordu. Bunu ahlaksızlık olarak görüyorlardı. Tam bunun saçma olduğunu anlatacakken vazgeçiyor Martin, çünkü ortada gösterdiği çabaya değecek bir zeka yoktu. Bunu burada akıllı olmak anlamında kullanmıyorum; onu dinleyecek, gerçekten dinleyecek, o iletişimi kurabileceği insanlar yoktu. En çok bu kısımlarda birbirimize benzedik. Bir kitabı okumak ve sevmekle, onunla bağ kurmak biraz farklı. Daha önce "Tehlikeli Oyunlar" romanında bu kadar güçlü bir bağ kurmuştum karakterle. Bu yüzden herkesin sevebileceği ama çok az insanın onu anlayabileceği bir roman. Çünkü kendine, çevresine bu kadar bağlı olan varlıklar için fazla romantik. Aslında sağlıklı olan da bu, kabul ediyorum. Evrim bile güçlü olanın, zeki olanın değil, uyumlu olanın ayakta kalacağını söyler. Oysa bu kadar naif bir karakterin bu döngüde ne kadar yeri olabilir? Sevdiği, değer verdiği şeylerin aslında bir illüzyon olduğunu kabul ettikten sonra nasıl hayata tutunabilir? Sosyal medyada var olmak için çırpınan, görünür olmak için değersiz kalan, başarının parayla ölçüldüğü bir gerçeklikte, bir kadını sevip onun yüzünde oluşturabileceği ufacık bir tebessümü tüm bunlardan daha değerli görecek biri nasıl sağlıklı kabul edilir? Kabul etmek gerekir ki Martin doğru bir karakter değildi. Belki bir kurguda yeri olabilir, sevilebilir ve hatta hayran olunabilir. Ama gerçekte yine romanda olduğu gibi yaşamın değersizliği ile yüzleşir ve hayal kırıklığı içinde ne yapacağını düşünürken bulurdu kendini. Belki aynı denizde bir gün buluşuruz sevgili Martin.
Düşünce
Martin EdenJack London · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 2025134,7bin okunma
Gönülçelen gönülçelen...
6/10
·198 syf.··
2026 1. kitabı
·
12 günde okudu
·
Okunma: 10 Ocak 2026 08:36
Herkese yağmurlu bir İstanbul sabahından selamlar. Karanlığın yerini görece bir aydınlığa bırakmasından önce bu roman hakkında birkaç kelam etmek istedim. Öncelikle olumlu bulduğum yanlarından başlayayım. Hafızam konusunda affınıza sığınarak adını hatırlayamadığım asi genç karakterin hikâyesi, tamamen kendi diliyle anlatılıyor. Bu tercih, romanın dilini karakterle bütünleştiriyor. Verdiği tepki ya da söylediği söz yanlış olsa bile bunu yadırgamıyoruz; çünkü anlatıcının iç sesiyle tutarlı bir dünya kurulmuş. Bu açıdan anlatım tekniğini başarılı ve yer yer farklı bulduğumu söyleyebilirim. Diğer yandan yazarın, açıkça dile getirmese de, metne otobiyografik bir damar sızdırdığı hissi oluşuyor. Bu hissi güçlendiren şey ise romanın merkezindeki yabancılaşma duygusu. Özellikle 2000’li yıllar ve öncesine ait; insanlarla arasına mesafe koyma, bağ kurmaktan kaçınma hâlinin daha temelden, ergenlik çağından dillendirilmesi, kitabın neden bu kadar sevildiğini açıklıyor gibi. 30’lu yaşlar ve üzerindeki bir okur için roman, daha çok geçmişten bazı anıları hatırlatan bir etki bırakıyor. Buna karşılık asıl güçlü bağın, bu kitabı ergenlik döneminde okuyan kişilerde kurulduğunu düşünüyorum. Olumsuz tarafından bakacak olursam, günümüzde yabancılaşma ve uyumsuzluk hâli çok daha yoğun ve karmaşık yaşandığı için karakterin isyanları bana yer yer sığ geldi. Ya da bana öyle hissettirdi demek daha doğru olur. Kötü bir roman olduğunu düşünmüyorum. Dili ve anlatım biçimi açısından hâlâ özel bir yerde duruyor. Ancak kişisel olarak bana biraz modası geçmiş bir etki bıraktığını da inkâr edemem. Neyse. Yağmurlu, belki de karlı bir gün bizi bekliyor. Nasıl yaşarsanız yaşayın, geçeceğini bildiğiniz bu günü yaşayın derim. Benden bu kadar.
Düşünce
Çavdar Tarlasında ÇocuklarJ. D. Salinger · Yapı Kredi Yayınları · 202171,1bin okunma
Başka bir hayatta görüşmek üzere
9/10
·129 syf.··
Beğendi
·
2025 28. kitabı
·
4 günde okudu
·
Okunma: 28 Aralık 2025 03:58
Yaa işte öyle. (Bu inceleme; kitabın daha çok hissettirdiği duygu ve düşündürdüğü fikirler ile ilgili olacaktır.) Bir yerde denk gelmiştim, birini en çok yokluğunda seversin gibi bir şey diyordu. Aşk ve ayrılık bir arada olsa da çok farklı durumlardır çoğu zaman. Adına öykü dense de, daha çok mektup hatta günlük demek daha doğru olur bu kitaba. Ve aslında başkahraman Osman gibi düşünsek de ayrılığın kendisi bence. Şuraya gelmeye çalışıyorum esasen, biriyle beraberken yaşadığınız hatta sizi göklere çıkaran (Ayakları yere basan duygunun da ta içine edeyim yeri gelmişken.) ve tam olarak büyüklüğünü idrak edemediğiniz sevginin, aşkın anlaşılması için bir ayrılık şart gibi. Nasıl ki bir bağımlı yoksunluğunu hissedene kadar bu durumun ne kadar ileride olduğunu tam anlamıyla idrak edemez, sevgililik de öyle bence. İçinde yaşadığım denizi tam anlamıyla görebilmek için karaya çıkmak şart da diyebilirim... Diğer yandan kitabı benim için daha içselleştiren konu ise Aylin Hanımın tarzı. Kendisiyle tanışıyor olmayı isterdim, bence benzer bir yönden bakıyoruz. :) Tabii afili sözleri bir kenara bırakırsak hanımefendinin kafa yapısını çok sevdim. Hatta reklam gibi olmasın ama sayfamda bulabileceğiniz "YÜRÜYÜŞ" adlı kısa hikayemle hanımefendinin tarzı çok benziyor gibi. Ya da ben abartıyorum. :) Aşırı ciddiye aldığımız, hatta kendimizi de o durumlar, duygular karşısında aşırı ciddiye aldığımız olaylar için mizahi bir dil kullanılması da, duygunun saçmalıkla beraber taşıdığı gerçekliği, hüznü, komediyi çok güzel ifade ediyor. Hem kendisiyle hem de yaşadıklarıyla ufak ufak dalga geçmesi de başka sevdiğim bir durumdu. İşte öyle. Bu kitabı çok sevdim. Hayat geçiyor, üzerine titrediğiniz bir çok konu bir süre sonra o kadar anlamlı olmayacak. Seviliyorken tadını çıkarın, ayrılık acısı
Duygu ve Düşünce
Bu Hikâye Senden Uzun OsmanAylin Balboa · İletişim Yayıncılık · 202213,4bin okunma