“Ay’a Yolculuk” romanı Verne külliyatından okumuş olduğum 31. kitap oldu. Uzun zamandır Alfa Yayınlarına basılması için baskı yapıyordum. Nihayet 45. kitap olarak bastılar. Roman, Ay’a yolculuktan ziyade Ay’a nasıl gidilir sorusunu cevaplıyor gibime geldi. Ön hazırlıklar, birtakım ince hesaplamalar, ortaya çıkabilecek sorunlar ve buna çözümler; kitabın geniş çerçevesini dolduruyor.
253 sayfalık kitabın ilk 100 sayfasından sonra heyecanının daha fazla yükseldiğini düşünüyorum. Gun Club Başkanı Barbicane karakterinin inancı ve kararlığı güzel aktarılmış. Öte yandan halkın Ay’a yolculuk hayalini nasıl da merakla karşıladıkları da vurgulanmış. Verne kitabında daha 1860’larda böyle bir fikrin mantık sınırları içerisinde nasıl gerçekleştirebileceğini âdeta bizi ikna eder gibi tek tek anlatmış. Tabii ben kitabı oldukça beğendim. Yalnız bana kalırsa bir “Denizler Altında 20.000 Fersah” mıydı? Hayır. Ayrıca spoiler olmasın ama Ay’a giden yolcuların akıbetini öğrenmek için “Ay’ın Etrafında Seyahat” romanının da çevrilmesini bekliyoruz.
“Ay’a Yolculuk” üzerine Youtube kanalımda bir video gelecek. Yine aynı kitap üzerine uzun bir inceleme yazmaya başladım bile. Nerede ve ne zaman yayımlanır şimdilik meçhul. Son olarak kitaptan bir alıntı ile yorumumu tamamlamak isterim:
“Beni anlayın ve bütün gücünüzle destekleyin, Ay’ın fethine götüreceğim sizi ve Birleşik Devletler’i oluşturan otuz eyalete onun da adı eklenecek! Haydi Ay’a!”
Çok daha iyi Japon klasikleri okumuştum. Bu kitap biraz bana basit bir polisiye türü gibi geldi. Kolay okunan ve ilginç bir konusu var. Ancak edebi anlamda analizler, psikolojik çıkarımlar pek yoktu. Tanizaki'nin başka kitaplarını da aldım. Bakalım...
Yedinci Gün kitabıyla İhsan Oktay Anar külliyatını tamamlamış bulunuyorum. Öncelikle böyle bir yazara sahip olduğumuz için bence çok şanslıyız. Çünkü hem kurgu olsun hem üslup olsun oldukça özgün bir kişi. Çoğu okuyucu gibi ben de yazara Puslu Kıtalar Atlası kitabını okuyarak başlamıştım. O kitap gerçekten çok iyiydi. Amat ile Puslu Kıtalar’ı zirveye bırakıyorum. Gelelim okuyucuların bir kısmının pek sevmediği Yedinci Gün kitabına… Aslında konu tam benlik. İhsan Sait adlı şahıs aşkına kavuşmak için Osmanlı döneminde bir teyyare ve zeplin yapmaya çalışıyor. Zaman yolculuğu meselesi de Zülkarneyn ile kitapta önemli bir yere sahip. Tabii Anar’ın olmazsa olmazı dini metinlere göndermeleriyle roman harmanlanmış. Baba-Oğul-Kutsal Ruh(Hayalet) ve yaratılış hikâyesi ele aldığı bazı konular. Fakat yan karakterlerin ana karakter gibi görünmesi, olay geçişlerinin aniden gerçekleşmesi bende bir kopukluk yarattı. Galiz Kahraman’ı sanki Yedinci Gün’den daha fazla sevmiştim. Orta sıralamada da Efrasiyab’ın Hikâyeleri ve Kitab’ül Hiyel gelir. Suskunları üçüncü sevdiğim sıraya yerleştiriyorum. En altta bıraktığım eser ise ne yazık ki Tiamat oldu. Yazarın kitap yazmayı bıraktığı gibi bir meseleyi arkadaşım bana iletti, bizzat kendisinden duymuş. Üzücü. Umarım yine eserlerini okuruz.