Ben bundan 6 sene önce lösemi hastalığına yakalandım. Ankara'da LÖSEV'in LÖSANTE Hastanesi'nde çok zor olan tedavim başladı, iki sene sürdü tam "iyileştim" derken hastalığım tekrarladı. Tekrar başa döndük ve 3 yıllık tedaviye başladık. Hiç yıkılmadım, "Ben bu hastalığı yeneceğim" diye anneme, kardeşlerime söz verdim. Ama lösemi canavarı beni 3'üncü kez pençesine alıp lösemi tekrarlayınca tam umudum kırılmak üzereyken LÖSEV'in doktorları yine imdadıma yetişti ve "Artık sana kemik iliği nakli yapacağız ve yaşatacağız" dediler.
3'üncü defa uzunca bir kemoterapi aldım, yine saçlarım döküldü, ateşler içinde yandım ama sonunda Kemik İliği Nakli Servisi'ne geçmeyi başardım. LÖSEV LÖSANTE Hastanesi'nin Kemik İliği Nakli Servisi tıpkı bir uzay üssü. Her tarafı havadaki gözle görülmeyen en küçük tozları, mikropları süzen hepafiltrelerle kaplı. Doktorlar, hemşireler içeri girerken özel solüsyonlarla yıkanıyorlar, çok özel kıyafetler giyiyorlar. Annemden başka kimse içeri giremiyor, o da dışarı çıkamıyor. Adeta fanusta yaşıyordum. Kapıların birisi kapanmadan diğeri açılmıyor. Anlayacağınız, sağlığımız için dünyanın en steril Kemik İliği Nakil Merkezi'ndeydim.
Bir gün hematoloji uzmanı profesör doktor odamıza geldi ve "Artık radyoterapi (ışın tedavisi) alacaksın, sonra da kemik iliği naklini gercekleştireceğiz. Ama radyoterapi için başka hastaneye gideceksin" dedi. Hemen, "Bizim hastanemizde yok mu" dedim.
- Var, hem de dünyanın en iyi radyoterapi cihazları var ama kullanamıyoruz, dedi.
- Neden, diye sordum.
- Çünkü Sağlık Bakanlığı ruhsat vermiyor, yani çalıştırmamız yasak.
- Neden kötü bir şey mi yaptınız?
- Hayır, her şey yönetmeliklere uygun. Hatta Türkiye Atom Enerjisi Kurumu'ndan (TAEK) ruhsat da alındı ama kullanamıyoruz.
Bağışıklık sistemim çökmüşken ve bu servisten dışarı