Ulinkaa

Ulinkaa
@Ulinkaa
4 okur puanı
Kasım 2018 tarihinde katıldı
Şu anda okuduğu kitap
Lütfen okuyun, okutturun. Onun sesini duyun, duyurun. Çocuklar ölmesin!
Ben bundan 6 sene önce lösemi hastalığına yakalandım. Ankara'da LÖSEV'in LÖSANTE Hastanesi'nde çok zor olan tedavim başladı, iki sene sürdü tam "iyileştim" derken hastalığım tekrarladı. Tekrar başa döndük ve 3 yıllık tedaviye başladık. Hiç yıkılmadım, "Ben bu hastalığı yeneceğim" diye anneme, kardeşlerime söz verdim. Ama lösemi canavarı beni 3'üncü kez pençesine alıp lösemi tekrarlayınca tam umudum kırılmak üzereyken LÖSEV'in doktorları yine imdadıma yetişti ve "Artık sana kemik iliği nakli yapacağız ve yaşatacağız" dediler. 3'üncü defa uzunca bir kemoterapi aldım, yine saçlarım döküldü, ateşler içinde yandım ama sonunda Kemik İliği Nakli Servisi'ne geçmeyi başardım. LÖSEV LÖSANTE Hastanesi'nin Kemik İliği Nakli Servisi tıpkı bir uzay üssü. Her tarafı havadaki gözle görülmeyen en küçük tozları, mikropları süzen hepafiltrelerle kaplı. Doktorlar, hemşireler içeri girerken özel solüsyonlarla yıkanıyorlar, çok özel kıyafetler giyiyorlar. Annemden başka kimse içeri giremiyor, o da dışarı çıkamıyor. Adeta fanusta yaşıyordum. Kapıların birisi kapanmadan diğeri açılmıyor. Anlayacağınız, sağlığımız için dünyanın en steril Kemik İliği Nakil Merkezi'ndeydim. Bir gün hematoloji uzmanı profesör doktor odamıza geldi ve "Artık radyoterapi (ışın tedavisi) alacaksın, sonra da kemik iliği naklini gercekleştireceğiz. Ama radyoterapi için başka hastaneye gideceksin" dedi. Hemen, "Bizim hastanemizde yok mu" dedim. - Var, hem de dünyanın en iyi radyoterapi cihazları var ama kullanamıyoruz, dedi. - Neden, diye sordum. - Çünkü Sağlık Bakanlığı ruhsat vermiyor, yani çalıştırmamız yasak. - Neden kötü bir şey mi yaptınız? - Hayır, her şey yönetmeliklere uygun. Hatta Türkiye Atom Enerjisi Kurumu'ndan (TAEK) ruhsat da alındı ama kullanamıyoruz. Bağışıklık sistemim çökmüşken ve bu servisten dışarı
Sağlık
Ne Kadar Kitap Kurdusun?
0-30p: Kontrollü okuyucu 📖 40-70p: Hafif bağımlı 👀 80p+: Geçmiş olsun, kitaplar seni ele geçirmiş 😅
"Cauhar" merasimi...
"Tarihen Hindistanda "cauhar" adlı eski dövüş töreni mevcuttu. Bu eski adete göre mağlubiyyet tehlikesi insanların başının üstünü aldıkta, en tehlikeli bir anda erkeklerin hepsi kaladan çıkarak dövüş meydanında son nefesedek vuruşmalı, kadınlarsa kendilerini yakmalıydılar. Cauhar mağlubiyyeti gerçekleştiği anda yukarı tabakanı tamsil eden kadınların iştirakıyla gerçekleştiriliyordu. Kadınlar için acımasız olan bu adet Racestan bölgesinin Çitor şehrinde geniş yayılmıştı. Bu kadınlar hakarete uğramak, esir düşmektense canlarından geçmeye razıydılar. Tarihi kaynaklara esasen, Çitot ehli 1303 yılında Dehli sultanı Alaaddin Hilçi, 1535 yılında (O zaman kadınlar için özel sayılan tarih martın sekizinde) Qucaratlı Bahadur şah, 1568 yılında Moğol hükmdarı Akber şaha karşı vuruşurken bu merasimi icra etmiştir. Bunlar en meşhur Cauhar tarihleridir. 2018 yılında Hindistan Alaaddin Hilçinin yürüyüşü zamanı bu olayı en güzel anlatan film çekdi..linki paylaştım bakılması gereken son derece güzel bir filmdir. google.com/url?sa=t&source...
1000Kitap
Sen Anlat Ben Dinleyeyim Ayfer Tunç
9/10
·152 syf.·
2019 27. kitabı
Kırmızı Azap, Ayfer Tunç’un çok farklı yıllarda yazdığı 9 adet hikayesinin cem edildiği bir kitabı. Daha önceki baskılarında, bugün bağımsız bir kitap olarak neşredilen Aziz Bey Hadisesi de varmış. Ayfer Tunç, benim nazarımda yaşayan en başarılı Türk kadın romancısıdır. Tabii bu benim için böyle, zaten bunu netleştirecek bir ölçüt yok. Romanlarını büyük bir beğeniyle takip ettiğim Tunç’un hikayeciliği de gayet başarılı. Yakın zamanda okuduğum Memleket Hikayeleri öyleydi mesela. Tunç, bence çok iyi bir anlatıcı… Buradaki dokuz hikayeden bahsetmek gerekirse, çoğunun onun tarzını yansıtan, acı yüklü insan hikayeleri olduğunu söyleyebilirim. Yanlış anlaşılmasın, Ayfer Tunç acıyı anlatırken asla demogojiye yahut arabeske evrilmiyor. Güçlü bir kalemi var. Sıradan insanların iç dünyalarını deşip, oradan bir edebiyat eserine konu olacak şeyler çıkartmakta hayli başarılı. Mesela Kadın Hikayeleri Yüzünden adlı öyküsü, tam anlamıyla böyle. Böyle bir şey olabilir mi diye düşünüyorsunuz çünkü hastalık derecesinde bir saplantının, sonu trajik olacak bir süreci var. Soğuk Geçen Bir Kış’ta kimsesiz bir adamla birlikte üşüyorsunuz. Ancak asıl üşüme ardından gelende. Kar Yolcusu muhteşem bir pastoral anlatıma sahip. Bir demiryolcunun küçük dünyasına düşen bir kadınla olan öyküsü var. Kışı, soğuğu, gerilimi ve kurtları her zerrenizde hissedebileceğiniz şahane bir anlatıma sahip. Özellikle gerilim seviyesi harikulade bir şekilde tutturulmuş. Mikail’in Kalbi Durdu hikayesinde yine bir karşılıksız aşk ve mahvolan hayat var. Çevremizde böyle insanlar var mı diye düşünmeye gerek yok, var aslında ama biz yokmuş gibi davranıyoruz. Kırmızı Azap, farklı bir tarzda yazılmış. Bir edebi eser yaratırken, yazarın karakterlerle olan ilginç hallerini anlatmış Tunç. Ardından gelen Kaybetme Korkusu
Edebiyat
Kırmızı AzapAyfer Tunç · Can Yayınları · 20211,374 okunma
Büyük Sanatçıların Gizli Hayatları...
1.Henri Matisse (1869 – 1954). Hukuk stajyeri olarak çalışmaktan o kadar sıkılmıştı ki penceresinin önünden geçenlere bezelye fırlatma çubuğu ile çiğneyip top haline getirilmiş kağıtları fırlatıyordu. 2.Johannes Vermeer (1632 – 1675). Resimlerindeki kadınların hamile görünmesine şaşmamak gerek, karısı ona hemen hemen yirmi yılda on iki çocuk doğurmuştu ve hamile olmadığı zamanlar enderdi. 3.Frida Kahlo (1907 – 1954). Diego Rivera’ya hayranlığına herkes şaşırıyordu. Hatta onun koca göbekli, pis, korkunç olduğunu söyleyen arkadaşına “Diego öyle kibar, müşfik ve tatlı ki. Ben onu yıkar, temizlerim” der. Diego Rivera’nın yıkanmak için genellikle teşvike ihtiyacı olurdu çünkü yıkanmayı sevmezdi. Bu nedenle Kahlo, 136 kiloluk eşinin sırtını çocuk oyuncaklarıyla doldurulmuş bir küvette sabunlamayı alışkanlık haline getirmişti. 4.Édouard Manet(1832 – 1883). Evliliği onun güzel kadınlara bakmasını hiç engellemedi. Bir gün bir Paris sokağında, eşi Suzanne’nin yakında oturduğunun farkında olmadan, genç ve güzel bir kadının peşine düşmüştü. Karısının onu gördüğünü anlayınca yanına gitti ve büyük bir soğukkanlılıkla ”Onu sen sandım” dedi. 5.Salvador Dali (1904 – 1989). Londra’daki bir konferansa iki Rus kurt köpeği eşliğinde, eski moda bir dalgıç giysisiyle gider ve üzerine Mercedes radyatör başlığı konulmuş bir kask takar. Konuşmaya çalışır ama kaskına oksijen gitmedikçe soluk alamadığını fark eder. Dinleyiciler bunu bir oyun zanneder. Sonunda iki arkadaşı ve bir sahne görevlisi İngiliz anahtarıyla Dali’yi kasktan kurtarır. 6.Michelangelo Buonarroti (1475 – 1564). Sistine Şapeli’nin fresklerini yaparken yanında çalışan asistanların çoğu tavanın yapılmasının sürdüğü yaklaşık dört yıllık sürede işten ayrılırlar. Michelangelo, banyo yapmanın sağlığa zararlı olduğunu düşünüyordu,
1000Kitap