Nefis, sıkıntıya düştüğünde feryadı basar, hâlinden yakınır, Allah’a kızar, şikâyet eder, itiraz eder ve suçlar. Ne sabreder ne rıza gösterir ne de muvafakat eder. Tam aksine edepsizlik eder, Hakk’a ortak koşar, sebeplere takılıp kalır ve nankörlük eder.
Afiyette iken ise aç gözlülük, oburluk eder, nimeti hafif görüp şımarır ve şehvet ve hazlarının (arzularının) ardına düşer. Bir arzusunu elde eder etmez diğerini ister. Sahip olduğu nimetleri, yiyeceği, içeceği, giyeceği, evlendiği eşini, oturduğu evi ve bineğini küçük görmeye başlar. Bu nimetlerden her birine kusur bulur ve kısmetinde olmayan daha büyük ve değerli nimetler ister. Kısmetinde olanlardan ise yüz çevirir. Sıkıntılara düşer ve yorucu işlere dalarak dünyada sonsuz ve bitmek bilmez bir şekilde yorulur. Ahirette de eline bir şey geçmez.
Nitekim “Kişinin kısmetinde olmayan şeyin peşine düşmesi verilebilecek en büyük cezalardan biridir” denilmiştir.