Birkaç söylenceden söz ettikten sonra şimdi başa, bana çok ilginç gelen öğretiye dönmek istiyorum. Her birimizde Tanrı’nın bir cüzü vardır. Bu dünya açıktır ki her şeye kadir ve hakbilir bir Tanrı’nın eseri olamaz, bu dünya bize bağlıdır. Tarihçilerin ve dilbilgisi uzmanlarının ilgi duydukları bir konu olmanın ötesinde Kabala’nın bize verdiği ders budur. Hugo’nun o büyük şiirinde “Ce que dit la bouche d’ombre" dediği gibi, Kabala da Yunanlıların apokatastasis dedikleri öğretiyi öğretir: Aralarında Kabil ve İblis’in de bulunduğu bütün yaratıklar büyük ruh göçlerinin sonunda geri dönecekler ve bir zamanlar içinden çıktıkları Tanrı’ya karışacaklardır.
Ruha gelince, sunu söylemek gerekir: Evrensel ruhtan önce kendi basina bir ruh vardir. Bu kendi basina var olan ruh, ya genel olarak hayattir veya ruh dogmazdan önce ve onun dogmasi için Zekâda bulunan bu hayattir.
Hıristiyanlık yahudiliğin yüce fikri, yahudilik hıristiyanlığın [sayfa 44] kaba pratik uygulanışıdır. Ama bu uygulanış, ancak hıristiyanlığm tam bir din olarak, insanın kendisinden ve doğadan öz-yabancılaşmasını teorik bakımdan tamamlamasından sonra genel bir uygulanış haline gelebildi.
İnsan yaşantısının kötülük ve acı adına içerdiği her nenle birlikte evren yaşantısının sonsuz küçük bir parçası olduğunu düşünmenin huzur verdiği anlar vardır. Bir din kurmağa elvermeyebilir bu gibi düşünceler. Fakat, acılı bir dünyada onlar, kurtuluş yönünden yardımcı ve aşırı umutsuzlukla felce uğramaya karşı panzehirdir.