Öncelikle uzun bir alıntıyla başlayacağım..
"Yazmaya başladığı günden geriye doğru yolculuğa çıkan Montaigne’in çabası, Rönesans’ın en parlak döneminin ardından gelen kargaşada hayatını yeniden anlamlandırma ya da insan gerçekliğini yeniden inşa etme girişimi diye de adlandırılabilir. Amaç, kendinden yola çıkmak ve yine kendine varmaktır; ancak Montaigne’in malzemesi, yalnızca kendisi değildir. Rönesans’ın bütün hümanistleri gibi o da çok okuyan bir insandır – kimilerine göre, döneminde yazılmış olup da okumadığı bir kitap yoktur. Plutarkhos’u, Vergilius’u, Stoacı filozofları, Antik Çağ Yunan dünyasının filozoflarını, Petrarca’yı okur; kitaplığındaki hepsi de değerli eserlerin sayısının bini aştığı söylenir – bu, o zaman için çok büyük bir sayıdır; ama Montaigne’in en önemsediği eylem, yazmaktır. Çünkü yazmak, onun için okuduklarından kendisine geçenleri, okuduklarından yola çıkarak ürettiği kendi düşüncelerini sınamakla eşanlamlıdır. Belki şöyle de denilebilir: Montaigne, kendine uzanan yolu düşüncelerini hep edindiği bu bilgi birikiminin süzgecinden geçirerek aramıştır. Denemeler’de çok sayıda alıntıya yer verilmiş olmasının nedeni de budur. Örneğin Montaigne, “Felsefe Yapmak, Ölmeyi Öğrenmektir” başlıklı denemesine Romalı filozof, hukukçu ve hatip Cicero’dan bir alıntı ile başlar; Cicero şöyle der:
Felsefe yapmak, kendini ölüme hazırlamaktan başka bir şey değildir; bunun anlamı, derin araştırmalara girişmektir ve derin gözlemler, ruhu bir anlamda daha yüksek bir düzeye getirir ve bedensellikten uzak bir özenle sarıp sarmalar; bu özen aynı zamanda hem bir okuldur hem de ölüm benzeri bir durumdur; ya da şu demektir: Bu dünyadaki düşünme eylemlerinin, bilgeliklerin tamamı sonunda tek bir noktada odaklanır; bu, bize ölümden korkmamayı öğreten noktadır..."
Bu yüzden