Yerden bir darağacı yükseliyordu ; kolları arkasına bağlı adam,saçlarından asılmıştı bir metre yukarıya.acılarını çoğaltmak amacıyla ve kollarının bağlanmasından başka ne olursa olsun onu daha fazla istesin diye ,serbest bırakılmıştı ayakları .asılmanın ağırlığıyla alnın derisi öyle gerilmişti ki ,koşul gereği doğal görünümünü yitiren yüzü ,bir sarkıntın taşımsı oluşumuna benziyordu.üç gündür çekiyordu bu işkenceyi .haykırıyordu "kollarımı çözecek kimse yok mu ?saçlarımı çözecek kimse yok mu ? Saçlarımın kökünü başımdan giderek daha çok ayırmaktan başka bir işe yaramayan devinimler yüzünden parçalanıyorum ; uyumama engel olan başlıca nedenler susuzluk ve açlık değil .bir saatten fazla yaşamam olanaksız .ne olur biri sivri bir taşla parçalasın Boğaz'ımı !" Her sözcükten önce ve sonra şiddetli haykırışlar duyuluyordu.bulunduğum çalılığın arkasından fırladım ve tavandan sarkan kuklaya yada domuz yağına yöneldim .ama ,birden ,oynayarak iki sarhoş kadın çıktı karşı yönden ,birinin elinde bir çanta ve iki kurşun kirişli kamçısı varı ; ötekinin elinde katran dolu bir fıçı ve iki fırça .rüzgarda bir yırtık perde parçaları gibi savruluyordu daha yaşlı olanın saçları ve bir gemi kıç güvertesine vuran orkinos gibi birbirine çarpıyordu ötekinin topukları .öylesine kara,öylesine güçlü bir yalımla parlıyordu ki gözleri ,bu iki kadının benim soyumdan olduklarına inanamadım ilkin.sel hızıyla geliyordu iki kadın ; kuşağımı yere dayayınca ,yürüyüşlerinin heyecanlı sarsıntısının sesini açık seçik algıladım.darağacının altına varınca ,birkaç dakika havayı kokladılar ,buralarda hiçbirşeyin değişmemiş olduğunu anlayınca ,gülünç el kol hareketleri ile ,deneyimlerinden kaynaklanan büyük şaşkınlıklarını dile getirdiler .dileklerine uygun olarak ,gerçekleşmemişti ölüm.biri dedi : " hala soluk