Kürk Mantolu Madonna gerçekten okuyanı içten içe kemiren bir ruh taşır, “melankoli” aslında Sabahattin Ali’nin karakterlerini kurarken bilinçli olarak işlediği bir yalnızlık ve içe kapanış hâli.
Yapıtın baş kahramanı Raif Efendi dediğimiz o “sıradan” adam, aslında hiç sıradan değildir. Dışarıdan bakınca silik, pejmürde, hayata tutunamamış gibi görünür; ama iç dünyasında bir kez gerçekten sevebilmiş bir adamdır. Ve o sevgi, onun hayatını kurtarmak yerine sessizce tüketir.
Raif Efendi ilk defa kendini anlayan bir ruhla karşılaşıyor: Maria Puder. Bu yüzden o aşk bir heves değil, varoluşsal bir bağ gibi. Aslında kendini tanımlama, kendini var etme…
Raif Efendi’nin hayatı, bir zamanlar gerçekten yaşadığı o kısa ama yoğun duygunun gölgesinde sönüyor. Ve en acı tarafı şu: Kimse onun ne yaşadığını bilmiyor.
Almanya’ya giden içe dönük, bir genç, hayatının aşkı ile kedini var etme çabası, sonra ayrılık ve bir daha kavuşamama. Arkada bir sürü anı ve küçük bir beden bırakarak Almanya’dan geri döner ve birilerinin baskısıyla başka bir gönüle zorlanır, başkasının gönlündeyken ne denilebilir ki!
Sabahattin Ali, ya insanı derinden sarsar, ya da içten içe hüzünlü bir kabulleniş bırakır…