Şimdi artık bu mekânı terk etmeli. Ölümün gölgesinden bir an önce uzaklaşmalı.
Mümkün mü bu? Evet, mümkün!..
Nasıl?
Unutarak!
Unutarak mı?
Elbette!.. Unutmak olmazsa insanoğlu nasıl yaşardı bunca acı ortasında.
Ya hatırlamak!..
Evet, o da var. Ömür böyle geçiyor işte; kâh unutup kâh hatırlayarak.
Senin her zaman düşüneceğin şey askerliğindir. Rütbeni alabilirler, ordudan kovabilirler ama askerliğini alamazlar. Askerlik rütbe ve elbise değil, ruhtur. Izdırap çekmek istiyorsan öyle bir kızı sevmek yerine bir bölüğe kumanda edemediğini düşün, yeter!
Asker olduğu için her şeyi asker kafası ile düşünmeğe alışıktı. Gökçen'e karşı duyduğu sevgiyi de askerce düşünüyordu: Bu sevgi bir savaştı. Savaş olduğu için de kıyasıya bir uğraşma, karşı taraf ne kadar kuvvetli olursa olsun sonuna kadar bir didişme gerekti. Sevdiğini söylemek teslim olmak demekti. Hiç insan son kozlarını oynamadan yenilmeği kabul eder, teslim olur mu?
Mektup ise Bala Hatun'a idi. Birkaç satırla durum anlatılıyor ve Çakır'ın kendisini selamete ulaştıracağı söyleniyordu. Evet, yalnız birkaç satır... En tehlikeli maceraya atılırken, ölüme giderken veya veda ederken bile birkaç satır... Osmanoğulları çok koşunmasını sevmedikleri gibi, uzun yazmaktan da hoşlanmazlardı. Osmanoğulları büyük iş yaparlar, fakat bundan bahsetmezlerdi.