José Mauro de Vasconcelos’un Şeker Portakalı kitabı, çocuk gözüyle yazılmış en dokunaklı eserlerden biri. Kitabı okurken kendini bir çocuğun saf dünyasında buluyorsun; ama aynı zamanda bu dünyanın acımasız gerçekleriyle yüzleşiyorsun.
Ana karakter Zezé, hayal gücü çok geniş, yaramaz ama içinde kocaman bir sevgi barındıran bir çocuk. Yoksulluk, aile içi şiddet ve sevgisizlik içinde büyüyor. O kadar korunmasız ki, kendi küçük kalbini avutmak için bir portakal ağacına sırlarını anlatıyor. O ağaç, Zezé için bir arkadaş, bir sırdaş, bir oyun arkadaşı oluyor. Bu hayali dostluk, aslında bizlere çocukların ne kadar masum olduğunu, sevgisiz kaldıklarında bile sevgiyi hayalden üretmeye çalıştıklarını gösteriyor.
Kitap boyunca hem gülüyorsun hem de için burkuluyor. Zezé’nin portakal ağacına anlattıkları seni çocukluğuna götürüyor; küçükken kurduğun hayali dostları, oyunları hatırlıyorsun. Ama öte yandan, onun gördüğü şiddet, acılar, yoksulluk ve sevgisizlik insanın içini parçalıyor. Bir çocuk bu kadar yükü nasıl taşır diye düşünüyorsun. Yanında olsa Zezé’ye sarılmak, onu korumak istiyorsun.
Zezé’nin hayatına giren Portuga (Manuel Valadares) ise kitabın en sıcak ve umut veren bölümlerinden. Ona şefkat gösteren, gerçekten değer veren bir yetişkin. Zezé’nin kalbi ilk kez gerçek anlamda sevgiyle tanışıyor. Fakat hikâye ilerledikçe yaşanan kayıplar, Zezé’nin çocukluğunu aniden sona erdiriyor. Bu kısım öylesine güçlü ki, kitabı kapattığında uzun süre etkisinden çıkamıyorsun.