İşte tam da o dönemde, Drago, insanların her zaman birbirlerinden uzakta olduklarını fark etti, birisi acı çektiğinde, acısı sadece kendisine ait oluyor, hiç kimse o acıyı birazcık olsun dindiremiyordu; bir insan acı çektiğinde, duydukları sevgi ne denli büyük olursa olsun, diğerlerinin bu yüzden acı çekmediklerini ve yaşamdaki yalnızlığı işte bu durumun oluşturduğunu fark etti.
Neden en iyi insanlar bile sanki hep başklarından bir şeyler gizler, hep susar? Sözlerinin yel olup gitmeyeceğine emin olduğu zamanlarda bile neden yüreğinden geçenleri dosdoğru söylemez?
İstemek, temeli bakımından acı çekmektir ve yaşamak, istemekten başka bir şey olmadığına göre, hayatın tümü, özü bakımından acıdan başka bir şey değildir. İnsan ne kadar yüceyse, acısı da o ölçüde fazladır. İnsanın hayatı, yenileceğinden hiç şüphe etmeksizin, var olmaya çalışmak için harcanmış bir çabadır.
Tutku, sadece tür için değerli olan şeyi, birey için de değerliymiş gibi gösteren bir kuruntuya dayandığı için, bu kuruntunun ve aldanışın, tür amaçlarına eriştikten sonra ortadan kalkması gerekir.