Devlet dediğimiz sistemler aslında kendi elimizle yarattığımız birlikler sınırlar ve zincirleridir. Devletlerin doğarken kullandığı en önemli argümanlar milliyetçilik, dindaşlık ve özgürlük gibi kavramlardir. Özellikle milliyetçilik,günümüz de yönetimsel sistemlerin toplumun iradesini yönlendirmek amaciyla devamli güncel tuttuğu,görünürde ayrıştırıcı ama sistemler adına toparlayıcı bir kavramdir. Insanoğlunun bilinmeyene karşı korkusu kendi iç dünyasında bu kavramları destekler ve bir ihtiyaç yaratır. Bu ihtiyaç birleşme ve birlik olmaktır.
Devletler bu oluşumun tezahürüdür. Devletler her ne kadar insanoğlunun ihtiyaçları doğrultusunda kurulmuş gibi görünse de kurulduktan sonra yasama,yürütme ve yargı gibi kuvvetler birligini sağlayınca,öncelikleri hatta tüm inisiyatifi kendi tüzel kişiliğini sürdürmek ve korumak olur. Hükmünü sürdürmek için yargı ve adalet sistemini kendi çıkarı doğrultusunda inşa eder. Adaletin her zaman güçlüden yana olması biz insanoğlunun yaradılıştan gelen seçimidir. Hem tüm eğilimlerimiz bu yönde iken hem de en büyük şikayetimizdir.
Kitaba dönecek olursak;
Adindan da anlaşılacağı üzere Platon kendi ideal devlet tanımını yaptığı bu eserde, kendi düşüncelerini hocasi Sokratesin ağzından,kimi zaman soru cevap şeklinde,kimi zaman tümden bütüne yada bütünü parçalayarak kimi zaman da beyin firtinasi eşliğinde okura aktarmaya çalışmıştır. Metnin ilk olarak tartışmaya sunduğu fikirler adalet tanımı, ahlak ve dürüstlük anlayışıdır.
Ikinci bölüme geçtiğimiz de ise kurulan devletin organik yapisi, sınıflandırılması, sınıfların biribirleriyle iletişimi, ihtiyaçlar ve ihtiyaçları karşılamak icin gereksinimler tanımlanmıştır. Yine eğitim sisteminin önemi ve nasıl olması gerektiği inançların yönetimi bu bölümde işlenmiştir.
Dikkat çekici konulardan