Sonra korkuyla çarpan kalbini avuçlarının arasında hissediverdi. Sıktı göğsünü elleriyle,
görmek değildi mühim olan, hissiyatlar insanlara kılavuzluk eden en önemli hazinelerdendi.
Linda bu hissedişi hiç sevememişti, korkmuştu, ürkmüştü kalbine binecek ağırlıklardan.
Akıl sustu, beden terk etti benliğini, tüm uzuvları hareketsiz bıraktı, kalp hızını yavaşlattı. Kar
öyle şiddetli yağmıştı ki, sanki doğa hiranın dileğini duymuşçasına tüm gücüyle yer yüzüne
indirivermişti beyazlığını. Tüm çimenler, tüm o görkemli ağaçlar büyük bir örtüyle
kaplanıvermişti.
Bu devir, sıradan insanın en parlak zamanı; duygusuzluğun, bilgisizliğin, tembelliğin, yeteneksizliğin, hazıra konmak isteyen bir kuşağın devridir. Kimse bir şeyin üzerinde durup düşünmüyor. Kendisine bir ülkü edinen çok az. Umutlu birisi çıkıp iki ağaç dikse herkes gülüyor: “Yahu bu ağaç büyüyünceye kadar yaşayacak mısın sen..?” Öte yanda iyilik isteyenler, insanlığın bin yıl sonraki geleceğini kendilerine dert ediniyorlar.