Bırakın debelensin ruhları bir çiğ tanesinde. Yolumda bir tütsü.
Beşik vagonlar sallanıyor.
Ve ben, çıkıp bu eski sargılardan,
bu can sıkıntılarından, bu eski suratlardan
Sana doğru atıyorum adımımı
Unutkanlık Irmağı'nın kara vagonundan, Safım bir bebek kadar.
Dibi bilirim, diyor. En büyük kökümden bilirim onu:
Seni korkutur. Ben korkmam oradan: ben oraya gittim.
Deniz mi içimde işittiğin,
Onun doyumsuzlukları mı?
Yoksa hiçbir şeyin sesi mi, şu senin deliliğin hani.
Bir gölgedir aşk.
Nasıl da yalan söyler ağlarsın ardından,
Dinle: bu onun toynakları; alıp başını gitti, at gibi.
Bu yüzden, kafan bir taşa, yastığın da üstü çimenli
Toprağa dönüşene değin, yankılar, yankılar içinde,
Tırısta olacağım bütün gece, hayasızca.
Sana zehirlerin sesini mi getirsem yoksa?
Bu koca sessizlik, bu şimdi yağmur.
Bu da onun meyvesi: arsenik gibi, teneke beyazı.
Gün batımlarının mezaliminden canım öyle yandı ki,
Köklerime dek bir meşale gibi yalımlar içindeyim.
Böylesi şiddetli bir rüzgâr
Dayanamaz kayıtsızlığa:
Haykırmalıyım.
Ayağıma vurulmuş bu prangalardan kurtulmaya çalışırken nefes nefese kalıyorum. Bu ağrıdan bir türlü kurtulamıyorum ve acı içinde hüznün derinliklerine batıyorum.