Peygamberin hayatı, hakkıyla ve tarafsız bir şekilde incelenecek olursa doğruluk ve temizliği tamamen ortaya çıkar. Hiçbir işinde ikiyüzlülük ve yalan yoktur.
Bak bak, bu bizim kız
En yeni talibiyle o anlı şanlı nisan
Yürüyüşlerinden birinde
Kendisini kuşların düzensiz babilinin o
Beklenmedik, dayanılmaz darbesine ve yapraktan
Çöp yığınına maruz kalmış halde buluvermiş.
Bu hayhuydan mustaripken, sevgilisinin
El kol sallayışının havayı dengesizleştirişini izlemiş,
Oğlanın savruk adımları
Çalılar ve çiçeklerin vahşi doğasında başıboş
Kız, tarumar çiçek yapraklarına bela okumuş,
Bütün mevsim hepten pasaklıymış.
Böyle zamanlarda kışı nasıl da özlerdi! -
Beyaz siyah düzenin
Titiz yalınlığında
Buz ve taş, her duygu sınır dahilinde Ve yüreğin donmuş disiplini
Kar tanesi gibi tam.
Oysa burada - Ahım şahım beş duyusunu
O pespaye bulamacın içine
Savurmaya yetecek kadar serkeş bir şey gelişiyor
Doğmayacak bir ihanet. Bırakın budalalar Tımarhane baharında enayice çark etsinler: Ufaktan uzaklaşıverdi oradan.
Sonra evinin etrafına
Dikenli telden bir barikat kurup
Hain havayı kolaçan etti,
Sırf o bozguncu herif içeri girmeyi ümit bile edemesin diye,
Küfürle, yumrukla, tehditle,
Hatta aşkla bile.
Evimin etrafında bir şefkat süzülüyor.
Dame Şefkat, öyle hoş ki!
Yüzüklerinin mavi ve kırmızı taşları
Vitrinlerde tütüyor, aynalar
Gülücüklerle doluyor.
Bir çocuğun ağlaması kadar gerçek başka ne var?
Bir tavşanın ağlayışı daha kuduruk olabilir,
ama ruhu yoktur.
Şeker her şeyin devası olabilir, öyle diyor Şefkat Hanım.
Şeker gerekli bir sıvıdır,
Kristalleri az biraz lapa.
Ah şefkat, şefkat!
Parçaları ne de tatlı tatlı toplar!
Japon ipeklerim, çaresiz kelebekler,
Her an zımbalanabilir, narkozlanabilir.
İşte sen de geliyorsun, elinde bir fincan çay,
Buhardan bir çelenk içinde.
Bu kan fıskiyesi şiirdir, şiir,
Hiçbir şey durduramaz onu.
Sen bana iki çocuk uzatıyorsun, iki gül.
Sana benzerdi ay, gülümsese. Güzel bir şeyle aynı izlenimi
bırakıyorsun, ama yok edici. Işık ödünç almada yok ikinizin üstüne de. Onun
o gibi açılmış ağzı dünyaya kederlenir; seninkinin
Senin ilk yeteneğin her şeyden taş yapabilmektir.
Bir mozoleye uyanıyorum; sen buradasın,
parmaklarını mermer masada tıklatıyorsun, sigara arıyorsun.
Bir kadın gibi garez dolusun, ama o denli gergin değil.
Yanıtlanamaz bir şey söylemeye can atıyorsun.
Ay da aşağılar etkisi altındakileri,
ama gündüz vakti gülünçtür. Öte yandan senin tatminsizliklerin,
ne güzel, hiç aksamadan çıkar posta kutumdan.
Siyah ve beyazdır, karbonmonoksit gibi yayılır.
Bir gün yok ki senden haber gelmesin.
Belki Afrika'da geziyorsun ama beni düşünüyorsundur.
Öldürebileceğin her şeyi öldürmen şart mı?
Bugün senden yalnızca bunu istiyorum ve senden başkası
veremez onu bana.
Penceremde duruyor öyle, gökyüzü denli büyük.
Çarşaflarım arasından soluk alıyor; dökülmüş yaşamların
pıhtılaşıp tarihe katılaştığı soğuk, ölü merkez.
Postayla gelmesin lütfen, parmaklana parmaklana.
Şifahen de gelmesin; hepsi elime geçene kadar
altmışıma gelmiş olurum, onu kullanmaya hâlim kalmaz.
Peçeyi, peçeyi, peçeyi indir yeter.
Ölüm olsaydı o,
onun derin yerçekimine, zamansız gözlerine hayran olurdum.
Senin ciddi olduğunu bilirdim.
Soylu bir tarafı olurdu, bir doğum günü olurdu o zaman.
Ve bıçak oymazdı da; bir bebeğin ağlaması gibi
saf ve temiz girerdi.
Ve evren yanı başımdan kayıverirdi.