Hayatın içinde insanı aldatacak çok sahtelik var, asıl gerçek kalbimizde bir yerlerde. Korunarak kalmış, hiç bozulmamış, insanın ilk yaratıldığı günlerdeki kadar saf, tertemiz.
Gam hastasıyım, ayrılık tutsağıyım; nabza göre şerbet ihsân et.
Bu zâlim felek ebedî midir? Durmayı âdet edinme, döndür, sun şarabı.
Değil mi ki ömür koşup gitmiye himmet etmede; sen de bir iki ayak (kadeh sun da) ondan ileriye geç.
Özleyiş havasını kızıştır da ayrılık gamını anlatayım.
Bu yola giren, bu yolda koşan gönlü uyanık kişi, yol arkadaşını buldu mu yolu da bulmuştur.
Yalnız giden, güneş bile olsa, yeri ebedî kandır, kan içinde kalır.
Sevgiliye dostla varılır, anladınsa bilirsin ki dilenen, istenen de dosttur ancak.
Gerçekten de o pîr himmet etti; alışkanlık günden güne tâzelendi.
Nazla niyâz tekrarlandıkça da sohbetle, sütle şeker hâline gelmiye başladılar.
Her solukta o iki ay, gönüllerinin isteğince birbirlerine müşteri kesildiler.
Ama neyliyeyim ki bu alış veriş çok sürmedi; gaddar felek, bu zevki çok gördü.
Bilmem ki ne rüzgâr esti de gül soldu, bülbül, sesini kesti.