Tek solukta okunan okurken de düşündüren bir kitaptı. Kitabı bitirince ne oldu şimdi gibi bir hisse kapılıyor insan..
Içinde sık sık geçen Anna Karenina romanı, yazarın bu roman üzerinden devam edeceğini düşündürtse de öyle olmuyor.
Uykusuzluk hali rutine, geçen zamana ve yaşlanmaya karşı pasif hatta agrasif bir direniş hareketi gibi geliyor.
Içten içe bu rutinden memnun olmayışı bunu değiştirmeye çalışması.. Ve bu değişimin çevresindekiler tarafından farkedilmeyişi..
Kitabın bir bölümünde uykuyu hayatın içinde farkında olmadığımız ya da kaçınamadığımız EĞİLİMlerin yumuşatıldığı yer olarak tarif ediyor. Eğilim kavramını kendi dünyasında sürekli yapageldiği ev işleri,birbirinden farksız günlük rutinleri olarak adlandırıyor. "Eğer vücudum eğilimler doğrultusunda tükeniyorsa bile, ruhum bana ait" deyip yine uyumamaya daha doğrusu bunun için tedavi olmasına gerek olmadığına karar veriyor.
Kitabın sonunda arabasını sallayan ve yumruklayan iki gölgenin kendi hayatında eşi ve çocuğuna karşılık geldiğini düşünüyorum. Içinde bulunduğu; kek kutusu gibi hissettiği araba ise kendi dünyası;küçük, savunmasız ve belkide değersiz.. (ona gereken değeri vermediği hissini kitabın akışında kendisini sorgulamasıyla görüyoruz ) Kaçmak için arabayı çalıştırıyor ama anahtarı düşürüyor EĞİLİP almaya çalışıyor ama alamıyor..Bence bu kısmı da önceki yazdıklarım çerçevesinde degerlendirildiğinde gayet düşündürücü:)Kıtabın sonunda ne olduğunu bilmiyoruz fakat yazarın uyku, eğilim, kek kutusu, arabayı sallayan iki gölge gibi kavramları metafor olarak kullanıp en başta ifade ettiğim direnişi ifade etmeye çalıştığını düşünüyorum..Keyifle ve düşünerek okuduğum bir kitaptı
UykuHaruki Murakami · Doğan Kitap · 20153,727 okunma
Kitabın ilk bölümünü Umut un sonraki bölümünü Sanem ın ve son bölümünü de ikisinin ağzından dinleme fikri de bu şekilde okumak da keyifliydi. Sadece kitabın sonu daha farklı bitebilir miydi bitse daha güzel olmaz mıydı diye düşündürdü.. Illa mutlu son beklentisi değil bu sadece yaşanma imkanı varken yaşanabileceklerin sayısı artamaz mıydı gibi bi düşünce..
Yanlış his diye bisey yoktur..
Eğer yapılan şeyin hata olduğunu anlarsak bu hata bize zarar vermez..
Hiç kimse, sana zaten senin içinde olmayan bir şeyi gösteremez:)
YabancıAlbert Camus Bu yalnızlık ya da hissizleşme kişinin seçimi olan bir tercih mi yoksa yaşamın önümüze sunduğu bir mecburiyet mi..?Bu sorunun cevabı içimizdeki yabancı ile başetmeye yardımcı olur belki..