“Dagmar birini öldürmüşse o insan bunu mutlaka hak etmiştir. Bana göre hava hoştu. Ayrıca Dagmar birini öldürebilirdi çünkü Protestan'dı ve Protestan kilisesinde bağışlanmayan günah yoktur.”
Bugün her zaman çalıştığım kütüphanede yer yoktu. Şuan başka bir yerde çalışıyorum. Burası çok amaçlı salonun vücut bulmuş hali. Yani görseniz dersiniz ki “bu salonda ne yapsam?” O kadar çok amaçlı yani. Burada ne yapsam diye düşünmekten ders çalışamazsınız. Düğün yaparsın taziye verirsin. Salon ucuz tereyağ kokuyor. İlkokul 3. Sınıf öğrencilerine sene sonunda tiyatro oynatırsın öyle bir salon. Hani hükümetin fonladığı filmler vardır gişe artırmak için küçük ölçekli illerde projeksiyon koyup film seyrettirirler öyle bir salon.
Verandada ayak sesi. Dünyanın bütün erkek ve kadınları verandanın basamağına bassa hiçbiri o sesi çıkaramazdı. Maria'ya baktılar. Maria soluğunu tuttu, telaşla bir dua daha okudu . Kapı açıldı, babaları içeri girdi. Kapıyı dikkatle kapattı, hayatını kapı kapatma ilmine adamış biri gibi.
Federico kahvesine üçüncü kaşık şekeri koyduğunda şakayla
karışık tersledi onu. "Öyle değil, Federico ! Bak böyle." Kahve fincanını alıp lavaboya boşalttı. "Bir fincan tatlı kahve istiyorsan bana söylemen yeterli. " Federico'nun
kahve tabağına fincan yerine şeker çanağını koydu. Yarısı doluydu. Sonra da ağzına kadar kahve doldurdu. August bile güldü, ama içinden bunun bir günah olduğunu geçirmeden edememişti -israf.