Bir insanlık dramı... Çok değil daha 500 yıl öncesinden sesleniyor Shakespeare ya da seslendiğini düşündüğümüz Shakespeare: Peki ya ihanet? Nereden baksak çok güzel hikaye nereden baksak hiç eskimeyecek bir oyun ve yine aynı şekilde nereden baksak hiç ama hiç değişmeyecek her insanın hayatında en az 1 kere tecrübe edebileceği bir olay desek pek de yanılmış olmayız. Şunun şurasında ha krallığa ihanet ha krallığınıza ihanet ne değişir ki?..
Herkes bilir o cümleyi, bana dokunmayan yılan bin yaşasın, devamı ise çok daha çarpıcı 'ama dokunursa onu mahvederim'. Biçare bir insanlık dramı. Aah humanity diye iç çekesi geliyor insanın. Kusurlu bir hikaye, kusursuz bir 100 sayfa...
Uzun zamandır inceleme yapmıyordum, düşüncelerimin zindanında hapsolmuştum. Ta ki Dorian'ı okuyana kadar, üzerine konuşulacak bir şeylerin olduğunu fark edene kadar...
Kendimi bildim bileli
bazı kitaplar vardır, sadece konuşurlar ve sizde öylece dinlersiniz bu da öyle bir kitap.. İnsanı, insana, insanca anlatan..
Okuyun efendim, okutturun efendim..
"Kulak gerçeği anlarsa gözdür. " Mevlana meşkiyle başlayan kitap, "Belki de susmak, gerçeği anlatmanın tek yoluydu." nidasıyla sona eriyor.
Öyle değil mi zaten, bazen sadece susarız. Boğazımıza düğümlenen o şeye itaat eder susarız, çok şey söylemek ister hiçbir şey söyleyemeden yorulur susarız, nedenler ve niçinleri kafamızda defalarca kez sorar, biriyle paylaşmak umuduyla etrafa bakıp karanlığı gördüğümüzde susarız, aman nazar değmesin der susarız, elalem ne der der susarız, ya beni sevmezse ya onun istediği kişi ben değilsem der sessizce uzaktan susarız, biz de böyleyiz işte, susarak gerçeği anlamaya çalışıyoruz, ah o söyleyemediklerimiz yok mu zaten...