(Bakara suresi 30 ):Bir zamanlar Rabb'in meleklere: "Ben yeryüzünde bir halife yaratacağım" demişti. (Melekler): "A!.. Orada bozgunculuk yapacak ve kan dökecek birisini mi yaratacaksın? Oysa biz seni överek tesbih ediyor ve seni takdis ediyoruz" dediler. (Rabb'in): "Ben sizin bilmediklerinizi bilirim." dedi.
Bu ayetler hep düşündürmüştür beni. Çünkü o meleklerin sorduklarını ben de soruyorum. Bu soruyu bir insan olarak soruyorum üstelik. Bu sorulara daha fazla soru ekleyerek soruyorum.
" Bu dünyada iyilik ve düzen istiyorsa Rabbim neden müdehale etmiyor? Bunca tecavüz, katillik, taciz, acımasızlık,savaş,terör,haksızlık,açlık,safalet...vs varken neden müdehale etmiyor?"
Eminim ki bu soruları benim gibi birçok kişi sormuştur.Hatta ulaştığı sonuç belki de yaratanı inkardır.Hatta ve hatta " Bu dünyada yaşanılmaz o halde en iyisi ölüm." diyerek kendini infaz da olabilir.
Peki Rabb (Tanrı) müdehale etseydi acaba biz insanlar bu durumdan memnun kalabilecek miydik? Bu sefer de seçim hakkı tanımadığı için sorgulamaz mıydık?
Tanrı' ya inanmayan bir kişi bile böyle bir müdehaleden hoşlanmazdı zannımca. İnsanı insan yapan seçimleridir. İyi ya da kötü... Yanlış ya da doğru... Önemli olan kendi karar vermiş olması.
İnsanı hayvan ve melekten ayıran şey yaptığı bir hareketinde kendi güdülerinden çok iradesini kullanmasıdır. İnsanı hayvandan daha aşağı ya da meleklerden daha üstün kılan şey bu iradedir işte.
Dünyaya hiçbir hayvan insanların verdiği zararı vermemiştir. Aslında dünyanın imtihanı insanladır. İnsan öyle bencil,öyle acımasız, öyle vahşidir ki hayvanlar daha üstündür böylelerine göre. Hiçbir hayvan bir hayvan sürüsünü bombalamaz, onlar üzerinde acımasız deneyler yapmaz, burası benim alanım diye hiçbir sürüyü katletmez, herşey benim hizmetimde demez.
Fakat insan,bir
Ve bitti...
Bir an hiç bitmeyecek sandım!
Öyle güzel iç içe hikayeler vardı ki her an bir başkasının içine düşebilirim diye düşündüm ama olmadı! Kayıp gitti ellerimden #k:1033...
Çok kitap inceledim bu uygulamada. Ama itiraf ediyorum en çok bu incelemeyi kafamda kurmakta zorlandım. Postmodernizm, iç içe anlatım, üst kurmaca...
Ne çok hikayeye şahit oldum, ne farklı kahramanlar tanıdım... Lağımcılar, dilenciler, mutlular, dertliler...
Sizin için spoiler vermeden incelemeye çalışacağım, olaydan çok verdiği duygudan yola çıkarak!
En çok "kesişmeleri" sevdim bu eserde. Farklı hayatlar öyle ustaca birleşiyor, farklı hikayeler öyle güzel birbirine bağlanıyordu ki... Tam işte konudan koptuk dediğim yerde en olmadık yerinden tutundu olaya yazar. Tam bir masala geçtik derken, gerçekliğin dibinde bulduk kendimizi. Tam düşteyiz derken, aslında hiç bu kadar uyanık olmadığımızı fark ettik. Sahi düş neydi? Gerçeklik neydi?
Sorular...
Ne çok soru birikti okurken içimde.
Gerçekten var mıyım onu bile sorguladım.
Ya da siz gerçekten var mısınız?
Belki de sadece benim düşlerimin ürünüsünüz!
Ne diyordu René Descartes: Düşünüyorum, öyleyse varım.
Belki siz de ben düşündüğüm, hayal ettiğim müddetçe varsınız! Ya da tam tersi değil mi? Ben sizin hayallerinizde varım?
Yahya Kemal Beyatlı: İnsan âlemde hayal ettiği müddetçe yaşar," der.
Hayal! Ne çok şey saklı bir kelimede değil mi? Kimi zaman gerçek olur kimi zaman hep uzaktadır. Düşlere dokunmak mümkün olabilir mi? (s. 127) Hadi bu sorunun cevabını beraber arayalım!
Öyle bir kitap ki ne ararsanız var içinde!
Tarih mi istiyorsunuz, tarih!
Coğrafya mı, adım adım dolaşalım o sokakları?
Felsefe mi? Sonuna kadar!
Hikaye derseniz hikaye, masal derseniz masal!
Her şeyden biraz var ama geri kalan bölümü sizin zihninizde ilmek ilmek örülüyor. Arkası yarın diye bir