Cengiz Aytmatov müptelası olmama ramak kaldı. Güçlü tasvirler, araya sıkıştırılan destan ve türküler...
Roman kahramanı her kimse bir süre sonra hayata tamamen onun penceresinden bakmaya başlıyorsunuz. Bu seferki kahramanımız bir çocuk. Evet, yedi sekiz yaşlarında bir çocuk. Adı geçmiyor kitapta ama biz ona Mümin dedenin biricik, gözünden sakındığı torunu da diyebiliriz.
Kim ki bu Mümin dede?
Adından da anlaşılacağı üzere Müslümanlık vasıflarını çoğunu üzerinde taşıyan bir aksakal. Tabi bazı kusurları var. Tabiri caizse pısırık dediğimiz tiplerden. Etliye sütlüye karışmayan, yer yer karışsa da yine süklüm püklüm köşesine çekilen bir zat. Velhasıl sinirlerinizin çokça gerileceği kısımlar olacak. Her neyse şimdi başka kahramanlara bakalım: Kitapta yine sıklıkla okuyacağınız, zulmün vücut bulmuş hali Oruzkul, eşi Bekey Hala, Gülcemal, Seydahmet vs.
Olay kahramanlarımıza göz attıktan sonra asıl meseleye gelelim:
Olayların akışını gözünden izlediğimiz çocuk ziyadesiyle hayalperest. Dağlara, kayalara rol biçmiş, yeri geldiğinde çantasıyla yeri geldiğinde dürbünüyle konuşup hülyalara dalıyor. Karakterimizin çocuk oluşuna bakmayın. Çünkü kendisinden umudu, iyiliği, çocuk masumiyetini en yoğun şekilde en hissediyoruz. Söz gelimi:
" Eğer bir dev olsaydım dev kürkümü giyer, dışarı çıkar, yüzümü onlara dönüp dev sesimle seslenirdim: " Sakın korkmayın ey dağlar, ben buradayım! Ne fırtınadan, ne karanlıktan ne de kardan korkarım ben. Siz de korkmayın." Bu denli hassas olabilmeyi, saf kalabilmeyi zihinlerimize defaetle kazıyor. Biraz daha uzatmadan bırakıyım:)
Keyifli okumalar....