Sevgiyi hissetmek mi yoksa hissettirmek mi daha önemli bir çocuk için? Hiç sevilmemiş bir çocuk yinede sevebilir mi yoksa sadece bağlanır mı mahrum bırakıldığı duyguyu alabilmek için?
Sevgiyi hissetmek bir çocuğun gelişiminde belki de en önemli olaylardan biri. Hiç sevilmemiş bir bireyden sevmesini beklemek ise belki de en aptalca şeydir çünkü sevgi doğuştan gelse bile bunu hissettirmek ve gösterebilmek öğrenilir. Bunu öğrenebileceğin en önemli öğretmen ise ailendir.
Kitap küçük yaşlarında baba sevgisinden mahrum kalmış bir kadının bir adama bağlanmasının ve bunun sonucunda hayatının nasıl şekillendiğini anlatıyor.
Kimliği belirsiz olan bu kadın etrafındaki herkesi ve her olayı sadece R.'ile bağlantılıysa kabul etmişti.
"Benim için her şey, ancak seninle ilintili olduğu ölçüde vardı, hayatımdakilerin hepsi ancak seninle bağlantılı olduğu ölçüde anlamlıydı." (Sayfa 13)
Kitabı okurken aklımda hep şu soru döndü durdu "R.'ye gerçekten aşık olmasının sebebi neydi?" İlk görüşte aşka inanmayan biri olarak bu sorunun cevaplarından en fazla tatmin olduğum şu cevap oldu: Kadının, hatta 13 yaşında aşık olduğunu hesaba katarsak kızın, bir baba figüründen uzakta büyümüş olması. Küçük yaşlarında muhtaç olduğu baba sevgisini R.'ye bağlanarak almak istemesi bu olayı takip eden yıllarda kişiliği üzerinde de büyük bir etki bırakmış ancak hiçbir zaman aradığı ilgiyi R.'den bulamamıştı. Başkalarından bulabilirdi, o da bunun farkındaydı, ancak o yine de R.'nin onu farketmesini istedi. Ama R. onu asla farketmedi.
"Zengin erkek arkadaşlarım, zengin sevgililerim oldu; (...) Kendimi verdiğim her erkek bana bağlanıyordu, hepsi de bana teşekkür ettiler, bana bağlandılar, beni sevdiler, (...) yalnızca sen beni sevmedin!" (Sayfa 41)
Bağlılık ve sadakat insanı gitmek istediğinden çok daha