...
Ve o dokunuş, sadece merhabalaştığın, belki de sadece bir kez muhabbet ettiğin bir insanın sana sarılıp ağlamasıyla değiyor tenine. Oracıkta utanmadan ağlayabiliyorsun... Ve ilk defa bir babanın ağladığını görüyorsun... Kendi tertibinin sana sarılıp ağlaması, bir babanın yüreğine dokunuyor... Kim bilir oracıkta kaç baba ağlıyor, kaç anne... Kaç asker.
....
En büyük güç neydi ki?
Bir ezan sesi okunur kulağına, duyarsın da, ne olduğunu henüz anlayamazsın.
Nefes almanın acısıyla henüz uğraş verirken,
Oysa ezan hayatının en değerli sesidir.
Seni, sevdiğine kavuşturan bir nidadır.
Gözlerini zar zor aralayarak, kokusuyla bulduğun şefkatli göğüse başını koyarsın.
Hayata merhaba demenin ne denli zor olduğunu,
Annenden ayrılmanın acısı sanarsın.
Dünya ya gelmeyi istemezsin.
Tek kişilik dünyanda mutlusundur.
Ama vakit gelince, artık ayrılık vuku bulur.
Ve ilk acıyı tadarsın.
Ama bu daha nedir ki!
Çünkü daha çekeceklerin vardır.
Son sesleniş...
Senin için okunan selayı duymazsın.
Ama bu ses seni sevenlere acı verir.
Belki de, seni kaybetmenin acısıdır.
Senin gidişine, dur diyememenin sancılı gözyaşların ızdırabıdır.