Bundan 300 yıl önce bir adam; “cezaların insan onuruna aykırı olmaması gerektiğini”, “yargının gerekliliği” “suçta ve cezada kanunilik ilkesi”, “yargının bağımsızlığı”, “ yasaların yargının yorumuna kapalı olması gerekliliği”, “yasaların açık , herkesçe anlaşılabilir olması gerekliliği”, “cezaların ağırlıklarına göre ayrım yapılması gerekliliği ”, “eşitlik ilkesi”, “cezaların bireyselliği” gibi kavramları bazılarını neredeyse tarihte ilk defa olmak üzere açıklamış ve neredeyse olması gereken hukuka yaklaşan bir profil oluşturup yazmış ve bundan 300 yıl sonra bu insanlık hala bu ilkeleri, gereklilikleri oturtamamış. Evet, Beccaria İtalya’da aydınlanma çağında yaşamış bir hukukçu. Yukarıda saydıklarımı ve daha fazlasını sebepleriyle birlikte açıklamış. Beccaria diyor ki insanlar dışarıdaki tehlikelerden korunmak için birlik oluşturup örtülü bir toplumsal sözleşme imzalarlar. Bu insanlar, güvenlik ve dirlik, düzenlik uğruna hiç değilse özgürlüğün geri kalanından yararlanmak için onun bir parçasını gözden çıkarmışlardır. Bir ulusun egemenliği, herkesin iyiliği için gözden çıkarılan bu özgürlüklerin toplamıdır. Bu şekilde de ceza verme hakkının temeli oluşmaktadır. Özellikle kanunilik ilkesi ve insan onuruna aykırı cezalar üzerinde duruyor, Beccaria. Suçlar, Cezalar, cezaların ağırlıkları önceden bilinebilir olmalı diyor ve gizliliği, zorbalığın yardımcısı olarak değerlendiriyor. Yargılamaların adil olması gerektiğini, çabuk bir şekilde gerçekleşmesi gerektiğini, suçu kanıtlanmayan bir insanın cezalandırılamayacağını söylemiş. Suç/suça teşebbüs ayrımını yapmış, düşünce suçlarının cezalandırmaması gerektiğini vurgulamış. Yargının bağımsız olması gerektiğini bu sebeple yargıçların etkilenmemesi adına maaşlarının iyi olması ve sayıca fazla olması gerektiğini söylemiş.