Açgözlülük bir ahlaksızlıktır. Özellikle insanlığın diğerlerin acısına duyarsız kaldığı zaman var olmanın kötü bir yoludur. Kişisel bir ahlaksızlık olmasının ötesinde yurttaşlık erdemiyle çelişir. Zor zamanlarda iyi bir toplum işbirliği yaparak maksimum avantajı elde etmek yerine insanlar birbirine göz kulak olur. İnsanların kriz zamanlarında, komşularının mali çıkar için sömürdüğü bir toplum iyi bir toplum değildir.
“İnsanlığın yıldızının parladığı anlar” ismi verilirken bu mu söylenilmek istenmiş istenmiş bilmiyorum ama bana insanlık tarihindeki belli dönüm noktaları anlatılmış gibi geldi. Stefan Zweig’ın bir çok kitabını okudum. Bu kitabı da tarihten alınmış bu tarz hikayeleri ele aldığı için çok okumak istiyordum. Ama açık söylemek gerekirse sıkıldığım zamanlar oldu, ilk defa bir Zweig kitabında böyle hissettim herhalde. Tabi belki de hikayelerin 14’ünün 14’ü de sarmadığındandır. Genel olarak güzeldi sadece bitirmekte bir tık zorlandım. Evet kitapta tam 14 hikaye, farklı zamanlardan alınmış, birbirlerinden bağımsız 14 önemli olay anlatılıyor. İlk hikaye “Büyük okyanusun keşfi” büyük okyanusun nasıl keşfedildiğini, nasıl planlar yapılıp neler yaşandığı anlatıyor. İkinci hikaye bize çok tanıdık gelecek olan Bizans’ın Fethi. Bu hikayeyi okuyanların bazıları anlatımdan hoşlanmayabilir. Fatih Sultan Mehmet; zalim, kibirli bir imparator gibi anlatılmış. Savaştan önce Fatih’in üç yıllık barış anlaşması yapıp daha sonra bozduğunu anlatmış. Açıkçası bunun doğruluğu hakkında bir bilgim yok. Araştırmak lazım, bilen varsa bilgilendirebilir. Hatta çok duyduğumuz, bildiğimiz bir o kadar doğru olan bir sözü var Stefan Zweig’ın: “Savaşa hazırlanan bütün diktatörler hazırlıklarını tamamlayana kadar sürekli barıştan söz eder.” Bu sözü tam da bunun üzerine söylüyor, Zweig.
Hikayelerin hepsinden bahsetmek biraz zaman alacak o yüzden dikkatimi çekenlerden bahsedeyim. Waterloo Savaşlarının nasıl kaybedildiğini (Dünyanın yazgısını belirleyen an), Eldorado’nun keşfini, telgrafın icat edilip nasıl okyanusu aştığını(Okyanusu Aşan ilk Söz), Wilson’un barış ilkelerini yazdığı süreci, barışı sağlamak isterken nasıl sağlayamadığını anlatmış. Goethe’den Dostoyevski’den de anlar mevcut. Benim en çok