O gözlerini yumuyor ve gözkapaklarının gerisinde, tatlılıkla yükselen tepeler, yüksek, masmavi bir gökyüzü buluyor; bir yeldeğirmeninin ardında batan güneş ve hep, daima, alçalan, ufukta alçalarak gözden yiten, puslu bir dağ silsilesi.
Benden beklenen neydi? Bir umut tohumu mu? Seni karanlıktan kurtarması için alınmış bir bilet mi? Yüreğindeki deliği kapatacak bir yama mı? Öyleyse, yeterli olamadım. Yanına bile yaklaşamadım. Acının merhemi değildim, yalnızca bir başka çıkmaz sokak, bir başka yüktüm; sense bunu çabucak görmüş olmalısın. Çok erken fark etmiş olmalısın. Ama ne yapabilirdin ki? Tefeci dükkânına gidip beni satamazdın ya.