Geçtiğimiz günlerde babasının ani vefatıyla baş etmekte zorlanan genç bir arkadaşımız bana çok sahici bir soru sordu. "Hocam siz yas döneminizde ne yaptınız?" dedi. Çok güzel, sahici bir soru. Bir terapi ilişkisinde, karşılıklı bir buluşmada sorulacak en güzel sorulardan biri. "Bana maval okuma, sen ne yaptın, onu söyle?" "Damdan düştün madem, düştüğünde sen ne yaptın?" Bazı anlar vardır bizim görüşmelerimizde, anahtarı kilide sokarsın, tutar çevirirse çok büyük bir kapı güzelce açılır. Kendinde olanı ifşa ettiğin anlar vardır. Bazı kuramcılar ve uygulamacılar buna tamamen karşıdır: Klasik psikanalizdekiler kendini ifşayı kabul etmez. Terapist veya danışılan kişi kendinden bir şey vermemelidir ortodoks Freud'cu bakış açısına göre. Fakat bu bana göre tarihte kalmış bir görüş, naçizane Yalom gibi düşünüyorum bu konuda, terapist kendinde olan biteni terapötik bir araç olarak danışanına sunabilir. O gence şunu söyledim: "O kadar yakıcı bir ıstırap duyuyordum ki, kayıpla ilgili hislerim içimi o kadar yakıyordu ki geceleri, ancak iki yaşındaki çocuğumu yanıma alarak uyuyordum. Bedenine dokunmak, onun sıcaklığını hissetmek bana bir teselli veriyordu." Aldı bunu. "Çok anlamlı bu benim için," dedi