Vildan

Öz değil suret. Hakikat değil imge. Cevher değil kabuk. Derinlik değil satıh. İnsan kendisi olmayı beceremediğinde kendi kendinin gurbetine çıkmış demektir. Kendi hakikatine yabancılaşan bir kişi varoluşsal krizlere ve depresyonun sert rüzgârlarına açık hale gelir.
Sayfa 147
İnsan ve Duygular
Etimoloji Defteri
Mücellit Nedir ?
depresyon
Zihinsel istırap bazen varoluş gerçeğiyle hayal kırıklığı dolu bir yüzleşmedir. Bu anlamda depresyon, bir hastalık olduğu kadar bir uyandırma çağrısıdır da. İnsanı hayallerinden uyandıran, varoluşunun hiçliğini gösteren bir patlamadır.
Sayfa 129
İnsan ve Duygular
Her yara bir öncekini kanatır. Son yas, daha önceki kayıplarımızı da hatırlatır. Bu yüzden yitikleri toplayan o gemi yaşamımıza her uğradığında ve bizi almadan yoluna devam ettiğinde tüm yitiklerimize hep birden ağlarız.
Sayfa 109
İnsan ve Duygular
Kemal hocanın bu içtenliğini seviyorum.
Geçtiğimiz günlerde babasının ani vefatıyla baş etmekte zorlanan genç bir arkadaşımız bana çok sahici bir soru sordu. "Hocam siz yas döneminizde ne yaptınız?" dedi. Çok güzel, sahici bir soru. Bir terapi ilişkisinde, karşılıklı bir buluşmada sorulacak en güzel sorulardan biri. "Bana maval okuma, sen ne yaptın, onu söyle?" "Damdan düştün madem, düştüğünde sen ne yaptın?" Bazı anlar vardır bizim görüşmelerimizde, anahtarı kilide sokarsın, tutar çevirirse çok büyük bir kapı güzelce açılır. Kendinde olanı ifşa ettiğin anlar vardır. Bazı kuramcılar ve uygulamacılar buna tamamen karşıdır: Klasik psikanalizdekiler kendini ifşayı kabul etmez. Terapist veya danışılan kişi kendinden bir şey vermemelidir ortodoks Freud'cu bakış açısına göre. Fakat bu bana göre tarihte kalmış bir görüş, naçizane Yalom gibi düşünüyorum bu konuda, terapist kendinde olan biteni terapötik bir araç olarak danışanına sunabilir. O gence şunu söyledim: "O kadar yakıcı bir ıstırap duyuyordum ki, kayıpla ilgili hislerim içimi o kadar yakıyordu ki geceleri, ancak iki yaşındaki çocuğumu yanıma alarak uyuyordum. Bedenine dokunmak, onun sıcaklığını hissetmek bana bir teselli veriyordu." Aldı bunu. "Çok anlamlı bu benim için," dedi
Sayfa 111
Çok sevdiğimiz insanları kaybettiğimizde yaşadığımız ıstırabımızın büyük kısmı onları bir daha göremeyecek olmamızdan değil, onlarla bizim aramızda kalan söylenmemiş sözlerden ve yaşanmamış bir hayattan kaynaklanıyor. Nasıl da can yakıcıdır söylenmemiş sevgiler! Yerine gelmemiş kucaklaşmalar, sonra ne de can acıtır. O yakıcı "keşke" sözcüğünü sevdiklerimizle olan ilişkilerin akıbetinden uzak tutacak şekilde davranmak gerek. Yaşamda cesur ve içten olalım, çünkü söylenmemiş sevgilerin yüküyle ayrılmak hiç kolay değil. Yüreğimizi sevdiklerimize cömert ve samimi bir şekilde açalım. Sohrab Sepehri'nin güzelim dizeleriyle mırıldandığı gibi “İçten olalım./ İçten olalım, Bankada da bir ağacın altında da içten olalım./ Bizim işimiz değil kırmızı gülün sırrını anlamak./ Bizim işimiz belki de: kırmızı gülün büyüsünde yüzmektir."
Sayfa 115
İnsan ve Duygular