Biliyoruz, Doğu edebiyatında da âşık'a "cinlenmiş" manasında mecnun denir. Aşk, insan ve Tanrı arasında, onları birbirine tanıştıran, birbirine taşıyan ve aradaki boşluğu doldurarak evreni tamamlayan şeydir.
Bir Filistin hikâyesi vardır; mezarlıkta dolaşırlarken bir adam dostuna "Şu kişi iki yıl yaşadı, şu üç yıl, şunun ömrü uzun sürdü beş yıl yaşadı," diyerek her mezarın başında durup ömür süresini verir. Beriki merak eder, bu insanların hepsi de çocuk yaşta ölmüş değildirler ya. "Hayır dostum," der, "gerçekte kaç yıl yaşadı ben onu söylüyorum." Belki dünya takvimine göre yüz yıl yaşadı ama sevginin, canlılığın takvimine göre sadece üç yıl.
Herkesin kendi kendinin arsız yayıncısı haline geldiği" bir dünyada kılıktan kılığa giriyoruz, başka insanlara ne kadar otantik, ne kadar özgün olduğumuzu kanıtlamanın derdindeyiz. Kendi halinde, içine doğru derinleşerek bir özgünlük aramıyoruz ama başka insanların gözüne sokabileceğimiz, onların bizde görüp alkışlayacakları davranışsal bir özgünlüğün peşindeyiz.