Diğer bazı kitap dostları gibi o da alacağı hanımın annesini üzeceğini düşünerek evlenmekten vazgeçti. Bu hususta kazandığı günahı, annesine gösterdiği hürmetin sevabıyla affettireceğini umuyordu. Validesinin bir defa bile kalbini kırmadığını övünerek anlatıyordu.
Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯
Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
Ali Emiri Efendi, İstanbul'un işgal edildiği 1920'li yıllarda garip, garip olduğu kadar da sinsi bir teklifle karşı karşıya geliyor. Fransız işgal komutanı bizzat kütüphaneye geliyor. Kitaplarını satması için üç bin İngiliz lirası teklif ediyor. Paris'te bir Şarkiyat Enstitüsü kuralım, siz de buranın müdürü olun, diyor. Şartları daha cazip hale getirmek için "Hem ömür boyu maaş alırsınız, hem de emrinize vereceğimiz Müslüman hizmetkârlarla ve Bolulu aşçılarla rahat bir hayat yaşarsınız." cümlelerini de ekliyor.
Ali Emiri Efendi şu cevabı veriyor, "Ben bu kitapları milletimin bana verdiği maaşla topladım. Benden sonra bu milletin çocukları onlardan istifade etsin diye hepsini vakfettim. Biz Türkler misafirperver insanlarız. Teklifinizi duymamış olayım. Aksi takdirde şu elimdeki bastonu kafanıza yersiniz!"
Ahmet Cevdet Paşa, Mecelle Cemiyeti'ne başkanlık ettiği sırada, fıkıhla ilgili önemli meseleler için kendisine müracaat edildiği zaman "Asrımızın İmâm-ı Azam'ı olan Ömer Hilmi Efendi Hazretleri varken ne diye bana geliyorsunuz?" şeklinde cevaplar verir. Paşa hazretlerinin bu sözleri o devirde o kadar yayılır ki hemen herkes Ömer Hilmi Efendi'ye büyük bir hayranlık duymaya başlar.