Vildan

Füsusu’l Hikem
Bütünüyle rüya âleminde kendisine ilham edildiği şekliyle yazıldığı söylenen en önemli kitap şüphesiz Muhyiddin-i Arabî'nin Fusûsu'l-Hikem adlı eseridir. Fususu'l-Hikem, Muhyiddin-i Arabî'nin 627 hicret yılında Şam'da bulunduğu sıralarda bir gece görmüş olduğu gerçek bir rüyanın ilhamıyla yazılmıştır. Muhyiddin-i Arabi Fusi su'l-Hikem'in hemen başında bunu şöyle anlatır: "627 hicret yılı Muharrem ayının son günlerinde, Şam'da Tanrı peygamberi Hazret-i Muhammed'i gerçek bir rüya âleminde gördüm. Elinde bir kitap tutuyordu. Bana buyurdular ki, bu Fusûsu'l-Hikem (Hikmetlerin özü) kitabıdır. Bunu al ve halka açıkça anlat da bu hikmetlerden herkes faydalansın. Ben Allah ve Resûlüne boyun eğmek ve aramızdan emir vermek mevkiinde olanların emirlerini dinlemek yaraşır dedim. Yüce Peygamber'in bana tarif ettiği vechile hiçbir eksiklik ve fazlalığa meydan vermeden, bu kitabın halka açıklanmasa hususundaki ümidimi gerçekleştirdim. Halis niyetle hareket ettim... Bu kitap, nefis arzularından münezzeh ve içine fesat karışmamış olan en kutsal makamdan indirilmiştir."
Sayfa 201
Edebiyat
Reklam
Freud'a kadar rüyalar çoğu insan için sadece bir rüyadan ibarettir. Ama Freud'la beraber ve daha sonraları da rüya bilimsel bir yordamın basamaklarından biri olur. Onun biyografisini yazan Ernest Jones'in "Freud'un adını büyük olasılıkla en uzun yaşatacak olan başyapıtının Düşlerin Yorumu olduğu konusun da genel bir uzlaşma vardır... Bir keresinde ona, yazılarının arasında en çok sevdiklerinin hangileri olduğunu sorduğumda raflardan Düşlerin Yorumu'nu alıp getirdi." demektedir.
Sayfa 194 - Ernest Jones, Freud Hayatı ve Eserleri
Edebiyat
Neden Rüstem Paşa'ya yazılmış bir tek bile kaside yokken, edebiyatımızda tek lanet mersiyesi ona yazılmıştır? Kendisine kaside yazılmayan devlet adamları var mıdır ve eğer varsa bunlar kimlerdir ve neden onlara kaside yazılmamıştır? Klasik edebiyat çağlarımızda, en başta padişah olmak üzere herkesin sanatkâra ve özellikle de şaire çok derin bir saygısı vardı. III. Selim'in bazen Şeyh Gâlib'in dizine yatıp uyuması gibi bazı padişahlar şairlere derin hürmet beslerlerdi. Bir devlet adamı için kendisine kaside yazılmak bir ayrıcalıktı. Bu ve benzeri tarihî pek çok hadise dikkate alındığında klasik edebiyat çağlarında, iktidarın edebiyatla edebiyatın iktidarla çok yakın ilişkisi olduğu görülecektir.. Bütün padişahlar, şehzadeler, devlet adamları şairleri korur ve kollar, onları himayelerinde tutmakla iftihar ederlerdi. Fatih yanında onlarca şairi barındırmakla beraber her yıl Molla Câmi'ye bin altın gönderirdi. Dilin ve sözün bu iktidarının sebebi neydi ve daha sonraları ne oldu?
Sayfa 148
Edebiyat
Tanpınar
"Âh bu eski şairler... Niçin onları sık sık okumaz ve sevmeyiz, bir türlü anlamam." dedikten sonra işin dil boyutuna öyle bir dikkat çekiyor ki, dili dışlayarak hiçbir sorunumuza çözüm bulamayacağımızı haykırıyor: "Her şey dildedir. Dil, insan dediğimiz duygu ve düşünce kaosunun vuzuh noktasıdır. Onda var oluruz, onunla şekil alırız..." Tanpınar'dan yola çıkarsak dilini anlamadan insanı anlayamayacağımıza göre dili dışlayarak aslında neyi dışlamış oluyoruz?
Sayfa 192
Edebiyat
Söz değerli oluşuna göre şöyle bir sıra takip eder: Söz- Nesir (İnşâ) Şiir Hadis Kelam. Buna göre sözü değerli kılmak için onu nesre (İnşâ olan nesre), onu da değerli kılmak için şiire, onu daha değerli kılmak için hadise, en değerli kılmak için de Kelama yükseltmek/ondan yararlanmak/onunla hemhal kılmak gerekecektir. Hadis Peygamber'in, Kelam da Cenâb-ı Hakk'ın sözü olduğuna ve insanların ona tasarrufu olamayacağına göre bize kala kala şiir kalmaktadır ve şair şiirle uğraşmakla çok değerli bir insandır.
Sayfa 150
Edebiyat