Ne zaman gözlerinin içine baksam, biliyorum
İkimizi de aşar, o kapının ardındaki masal
Bende yüreğimin bu halinden korkar, kalırım
Bir hız trenine bindirilmiş küçük bir çocuk gibi
Geçip giden yüzlerine bakar kalırım
“Akif, altı, yedi Türkçe bilir: Tekke Türkçesi, medrese Türkçesi, Tanzimat Türkçesi, servet-i fünün Türkçesi, ev Türkçesi, sokak Türkçesi. Hâsılı Anadolu'nun en uzak yerindeki jargondan Beyoğlu'nun Dolapdere mahallesindeki argoya kadar bütün Türkçeleri bilir."
Niyazî-i Misri, Yunus Emre'nin anlamını herkesin merak ettiği çıktım erik dalına mısraıyla başlayan tuhaf şiirine, müritlerin isteği üzerine bir şerh yazmış ve anlamını kendince açık lamıştı. Fakat bu şerhini bir türlü neşredemiyordu. Acaba isabet etmiş miydi, yoksa etmemiş miydi? Şerhi ne kadar doğru idi? Bunun sekiz ay boyunca düşündüğünü ve bu perişanlıkla melul olduğu bir gece rüyasında Hz. Yunus Emre'yi gördüğünü büyük bir sevinçle anlatıyor. Yunus Emre yaptığa şerhi fevkalade beğenmiş idi, ama bir beytin şerhini değiştirmesini istemiş ve nasıl olacağını da ona söylemişti: "Bir gece rüyada Yunus Emre kuddise sırruhu'l-azîz Hazretlerini gördüm. Bu fakire büyük bir müjdeyle iltifat gösterip buyurdular ki: "Benim sözlerime yazdığın şerhi çıkar, insanlar menfaatlensin" dedi. "İplik verdim çulhaya beytine yazdığın sözü yazma, işte şu mânayı yaz!" diye bu yazılan mânaya beyan buyurdular. Bu beyte bir başka mâna yazılmış idi, onu terk edip bu mâna yazıldı."