Ayşegül Ç.

Puan vermedi·416 syf.··
Beğendi
·
2023 1. kitabı
·
13 günde okudu
·
Okunma: 22 Ocak 2023 22:36
Çok beğendiğim bir araştırma kitabından bahsetmek istedim; "Venedik Gizli Servisi, dünyanın merkezden organize edilmiş ilk devlet istihbarat servisinin daha önce anlatılmamış çarpıcı hikâyesi." Böyle bir istihbarat teşkilatının neden Venedik'te ve üstelik 16. yüzyılda ortaya çıktığını ilk bölümde, "Venedik ve Avrupa Panoramasında Venedik İstihbaratı" isimli bölümde, anlayabiliyoruz. Öncesinde ayriyeten Rönesans okuması yapmış olmanız da işinize yarayabilir. Eli daha kuvvetliyken etrafındaki değişen güç dengeleriyle Venedik'in ortama ayak uydurma şekli diyebiliriz aslında Osmanlı ve Avrupa arasında uzun zaman denge gütmeyi becermiş ve hatta arabulucu rolü üstlenen Venedik, Onlar Konseyi yönetiminde çılgın bir istihbarat ağına sahip olmuş. Kitap inanılmaz bir çalışma ürünü. Arşive dalıp yüzyıllar öncesindeki casusları çalışabildiği için Ioanna Hanımı bir hayli kıskandım Kriptoloji departmanını anlattığı dördüncü bölüme ayrıca değinmek istiyorum. Şifreli yazımın başlarda bir entelektüel uğraş ve eğlenceyken sonradan siyasi alana ait bir unsur haline gelmesi güzel bir detaydı. Ayrıca alan kelimelerinin İtalyanca hallerinin de verilmesi okuru minik etimoloji yolculuklarına çıkarıyor. Tabii böyle bir servisin en önemli öğelerinden birinin iletişim olması da şu alıntıyla daha net anlaşılacaktır: "... on altıncı yüzyılın ikinci yarısından itibaren, Venedik'te (diğer İtalyan şehirlerinde olduğu üzere), elle yazılmış, gazeta de la novità adında bir haber varakası dolaşmaya başlamıştı. Küçük boyutta aylık bir yayındı ve onu satın almak için sarf edilen küçük bakır para olan gazetta'dan ismini almaktaydı. Kelimenin tam anlamıyla, 'yarım kuruş değerindeki haberler' demekti. Ancak bilgilendirme değeri, Venediklilerin onun sayfaları sayesinde Avrupa kıtasının farklı yerlerinde
Tarih
Venedik Gizli ServisiIonna Iordanou · Kronik Kitap · 202047 okunma
Ne Kadar Kitap Kurdusun?
0-30p: Kontrollü okuyucu 📖 40-70p: Hafif bağımlı 👀 80p+: Geçmiş olsun, kitaplar seni ele geçirmiş 😅
Puan vermedi·1808 syf.··
2020 39. kitabı
·
28 günde okudu
·
Okunma: 11 Haziran 2020 21:41
Osmanlı Devletine XVIII. yy'ın ortalarında (ve sonrasında) kan kusturan Rusya'nın Napolyon orduları karşısında, komutanlarının kendi aralarındaki bitip tükenmez çekişmeleri ve (işlerin dönüşüyle) Napolyon'un yanlış kararları sonucunda ordusunun eriyip gitmesinin hikayesi... Bir de uçlardaki karakterlerin değişim dönüşümleri ya da yarım kalan hikayeleri Kurgu olan kısımdan önce ben bu 6 yıllık, çılgın bir çalışma ürünü olan kitabın tarihsel kısmına değinmek istiyorum. Fransız Devrimi sonrasında (1789) Napolyon Bonaparte kendisini imparator ilan eder ve bu "dahi", "talihlerin" yüzüne gülmesiyle, peşinden gelen binlerce kişi ile Moskova kapılarına kadar dayanır. Tırnak içindeki iki kelime Tolstoy'un yer yer tiye aldığı, sonsözde ise sayfalar ayırdığı kelimeler... Diğer yanda ise Çarlarına neredeyse tapan, Moskova aşkı ile yanıp tutuşan bana fazlaca Anadolu'yu anımsatan bir Rus halkı var. Bizim I. Balkan Savaşını kaybetme sebebimiz olarak gösterilen komutanlar arasındaki çekişmeler, Rus ve Fransızların ilk çarpışmasında da Ruslar için geçerli. Bizimle birçok çarpışması olan Kutuzov isimli tecrübeli komutan, Tolstoy tarafından sık sık övülür ve kararlarının haklılığı savunulur. Bu bilge komutan, Atatürk'ün "Ulusun hayatı tehlikeye girmedikçe, savaş bir cinayettir." tarzında bir fikir benimseyerek zaten kaybedilecek ya da büyük kayıplar verilecek bir savaştan da olabildiğince kaçınır. Kutuzov bu durumlarda kaldıkça ve bu tarz kararlar aldıkça diğer komutanlardan mırın kırın sesleri gelir ve onu savaştan kaçmakla suçlarlar. Bence Savaş ve Barış'ın temel fikirlerinden birisi bu. Hızlıca... Sivastopol'daki birçok betimleme burada daha geniş geniş yer bulmuştu. Fransızlar ile savaş halinde oldukları halde Fransızcaya ve Fransızlara bakışları yine o dönemlerde Osmanlı'da da
Edebiyat
Savaş ve Barış (2 Cilt Takım)Lev Tolstoy · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 202125,9bin okunma
Puan vermedi·336 syf.··
2020 38. kitabı
·
24 saatte okudu
·
Okunma: 13 Mayıs 2020 01:17
Merhabalaar Paul Auster ile tanışma kitabımla geldim. Geçen aylarda okuduğum Yazdıklarıyla Yaşayanlar'da Auster en ilgimi çeken yazarlardan biriydi. Tanışmamız ise şansıma çok çabuk gerçekleşti Başlangıç için gayet uygun bulduğum, #sebepsizceokuyoruz grubumla çok çok konuştuğumuz, makaleler karıştıranların bilgiler aktardığı, herkesin de çok sevdiği bir isim oldu (ya da öyleydi zaten). Konusuna geçmeden önce arka kapak vesilesiyle @canyayinlari 'na selam çakıyorum. Kitabın başlarını okuyup yorum yapan bookstagram gibi olmuşsunuz, arka kapakla konunun hiçbir alakası yok Marco Stanley Fogg Beyciğimin rastlantılarla dolu, felsefik, paganizm öğeleri barındıran hayatı... Kitap, yazılanların yaşandıktan sonra Marco tarafından aktarılmasıyla bizim karşımıza çıkıyor. Gayrimeşru bir çocuk olan Marco, küçük yaşta annesini kaybediyor. Ne yazık ki bu tek kaybı da olmayacak. "Tesadüflere yalnız ahmaklar inanır." cümlesini bir karakter ortalarda zikreder, ben altını çizerim, okumaya devam ederim ve aslında tüm hikayenin birbiriyle nasıl harmanlandığını, tüm karakterlerin bir şekilde birbirlerinin hayatlarına değdiğini görürüm. Baktığımızda birçok noktada olacakları haber veren bir kitap imiş aslında. Ve Auster'ın genel tarzı bu tesadüfler, akıcılık ve duygu aktarımını etkileyici bir şekilde gerçekleştirmesiymiş. Kendi hayatından eklemeler yapması ve bunlara denk gelmek ise keyif veren noktalardan biriydi. Ay metaforunun hikayenin esas noktasını oluşturduğunu da ekleyeyim. Ben büyük bir kayıp yaşadığım bu son aylar içerisinde, Marco gibi birçok kaybı olan bir karakterle daha derin bir iletişim kurdum sanırım. Özellikle karakterin/karakterlerin olaylar karşısındaki tutumları ve düşünceleri ile Auster'a daha fazla tutuldum 4321 kitabı çok önerildi elbette. Ondan önce daha adı
Edebiyat
Ay SarayıPaul Auster · Can Yayınları · 2019804 okunma
Puan vermedi·248 syf.··
Beğendi
·
2020 18. kitabı
·
9 günde okudu
·
Okunma: 29 Şubat 2020 12:04
Önder Kaya gerçekten temiz ve dolu bir çalışma ortaya koymuş. Konu üzerinde uzun yılların birikimine sahip olduğu aşikar. Kitap birçok başlıktan oluşuyor, makale formatında ilerliyor. Adı üstünde mekanlar ve birçok tarihi kişiliğe yönelik bir çalışma. Kitabı çok sevme sebeplerim; bahsettiğim başlıkların kronolojik olarak ilerlemesi, her başlığın sonuna kaynakçasının eklenmesi ve bölümlerin gerek Önder Kaya'nın kendi koleksiyonundan parçalarla gerek eski resimlerle desteklenmesi. Ayrıca bir tarih okuyucusu ya da tarih bilgisi olan biri olmasanız da, yazar birçok kavramı bir iki kelimeyle açıklamış. (Mesela Rumeli Beylerbeyi ile Anadolu Beylerbeyinin hangisinin daha mühim bir konum olduğu bilgisi eklenmiş.) Özellikle Osmanlı'ya başkentlik yapmış şehirlerden birinde yaşıyorsanız kitabı edinmenizi şiddetle öneririm. İstanbul'da elimde kitapla gezmeyi düşündüğüm yerler oldu. Mesela en ilginç bilgilerden biri Taksim'deki Saint Antuan Kilisesi'nin arsasında önceden var olan mekanın yerine var olan bina hakkında idi. Keşke kitap daha kalın olsaydı
Tarih
Osmanlı DünyasıÖnder Kaya · Kronik Kitap · 201767 okunma
Puan vermedi·336 syf.··
Beğendi
·
2020 20. kitabı
·
9 günde okudu
·
Okunma: 06 Mart 2020 08:05
Her sayfasında tartışacak, üzerine düşünecek çok fazla şey olan bu roman hakkında neler yazılabilir? Bir şeyler karalayacağım… Milan Kundera, 1929 Çek doğumlu bir yazar. Hala eşiyle Paris’te yaşıyor. Hayatına baktığımızda (profesörlük yaparken 68’ Rus işgali ile işini kaybetmesi gibi) karakterlerinden de izler görüyoruz ama kitapta birkaç kez karakterleri de aradan çıkarıp, direkt kendisi sözü aldığında şöyle diyor: “Romanlarımdaki kişiler kendime ilişkin gerçeklememiş olabilirliklerdir. Onlardan eşit derecede hoşnut olmam ve dehşete düşmem de bu yüzden. Her biri benim ancak kenarında dolaştığım sınırı aşmıştır. Bana en çekici gelen şey bu aşılmış sınırdır (ötesindeki ben’imin sona erdiği sınır). Çünkü romanın sorguladığı sır o sınırın ötesinde başlar. Roman yazarın itirafları değildir; bir tuzak haline gelmiş dünyamızda yaşanan insan yaşamının araştırılmasıdır.” Bu açıklamaya baktığımızda, tüm romanlarını çok iyi bir şekilde açıkladığını görüyoruz aslında. Kendi amacını, kendisi ifade etmiş. Bu açıklamaya göre, 4 ana karakterin (romanda zaten pek fazla karakter yok, düşünce ağırlıklı olduğu bu şekilde de görülebilir.) içsel sorgulamalarını, uçlarda oluşlarını (çünkü yazarın gidebileceğinden daha ileriye gitmektedirler.) anlamlandırıyoruz. Tereza, Tomas, Sabrina ve Frank… Tereza en karakteri oturmuş kişiydi. Diğer üçü hep bir arayış içerisindeydi. Tomas ve Frank varoluş şekillerini inkar edip başka arayışlar içerisindeydi. Sabrina (itinayla ikinci kadın olma yolunda ) hikayesinin sonlarında Tomas’ın ağır bir varoluş yaşadığını, kendisinin ise hafifliği seçtiğini söylediğinde yazar tüm meselenin bu zıtlıklar olduğunu bir kez daha bize belirtmiş oldu. Varoluşun tüm aşamaları kitapta görmekle birlikte, karakterlerin içsel sorgulamaları çok lezizdi. Arka planda da
Edebiyat
Varolmanın Dayanılmaz HafifliğiMilan Kundera · Can Yayınları · 202413,2bin okunma