Merhabalaar Paul Auster ile tanışma kitabımla geldim. Geçen aylarda okuduğum Yazdıklarıyla Yaşayanlar'da Auster en ilgimi çeken yazarlardan biriydi. Tanışmamız ise şansıma çok çabuk gerçekleşti
Başlangıç için gayet uygun bulduğum, #sebepsizceokuyoruz grubumla çok çok konuştuğumuz, makaleler karıştıranların bilgiler aktardığı, herkesin de çok sevdiği bir isim oldu (ya da öyleydi zaten).
Konusuna geçmeden önce arka kapak vesilesiyle @canyayinlari 'na selam çakıyorum. Kitabın başlarını okuyup yorum yapan bookstagram gibi olmuşsunuz, arka kapakla konunun hiçbir alakası yok
Marco Stanley Fogg Beyciğimin rastlantılarla dolu, felsefik, paganizm öğeleri barındıran hayatı... Kitap, yazılanların yaşandıktan sonra Marco tarafından aktarılmasıyla bizim karşımıza çıkıyor. Gayrimeşru bir çocuk olan Marco, küçük yaşta annesini kaybediyor. Ne yazık ki bu tek kaybı da olmayacak.
"Tesadüflere yalnız ahmaklar inanır." cümlesini bir karakter ortalarda zikreder, ben altını çizerim, okumaya devam ederim ve aslında tüm hikayenin birbiriyle nasıl harmanlandığını, tüm karakterlerin bir şekilde birbirlerinin hayatlarına değdiğini görürüm. Baktığımızda birçok noktada olacakları haber veren bir kitap imiş aslında. Ve Auster'ın genel tarzı bu tesadüfler, akıcılık ve duygu aktarımını etkileyici bir şekilde gerçekleştirmesiymiş. Kendi hayatından eklemeler yapması ve bunlara denk gelmek ise keyif veren noktalardan biriydi. Ay metaforunun hikayenin esas noktasını oluşturduğunu da ekleyeyim.
Ben büyük bir kayıp yaşadığım bu son aylar içerisinde, Marco gibi birçok kaybı olan bir karakterle daha derin bir iletişim kurdum sanırım. Özellikle karakterin/karakterlerin olaylar karşısındaki tutumları ve düşünceleri ile Auster'a daha fazla tutuldum
4321 kitabı çok önerildi elbette. Ondan önce daha adı