Semih Oktay

Semih Oktay
@Volpone
Okumayı seviyorum. Daha çok roman, hikâye, öykü, biyografi, masal, şiir, yaşam öyküsü, destan, makale, deneme, fanzin, fıkra, röportaj, eleştiri, anı, günlük, dergi ve gazete okuyorum.
Isabelle
Isabelle
Pazar günü okuduğum bir gazetede (31 Mayıs 2009 tarihli) Okan Bayülgen ile yapılmış bir anket gördüm. En sevdiğiniz kitap, sorusuna Andre Gide'nin Isabella romanı, diye cevap vermiş
Okan Bayülgen
Okan Bayülgen
...
Reklam
PARA Kahramanlarından Judith Hakkında
"Yirminci sabah sigarasını yaktı Judith; kahvaltı tepsisinin üzerinde duran kahve tasında söndürdü kibriti. Zaten kahvaltıya şöyle bir dokunmuştu.(...) Kendiliğinden bir hareketle, kahvesinin kibrit çöpleriyle dolu artığını altıntop suyuyla dolu bardağa boşalttı Judith; henüz yakmış olduğu sigarayı da attı bardağa." Para romanının 1978
Bir Savaşın Tasviri
Bir Savaşın Tasviri
BİR SAVAŞIN TASVİRİ başlıklı kitabını okuyorum Kafka'nın... Acayip farklı bir kafası varmış bence Yazarımızın:
Franz Kafka
Franz Kafka
kendine ait bir dünya kurmuş ve o dünyanın kurallarına daima sadık kalmış. Okudukça Kafka'yı bu geliyor aklıma.

Okur Takip Önerileri

Tümünü Gör
Aslıhan Pasajı'na uğradım bir gün...
Pierre Rey
Pierre Rey
Para
Para
Evvel zaman...Beyoğlu'nda Aslıhan Pasajı'ndayım. Hem kitap aradım,,, hem iki sahaf arkadaşımla sohbet etme imkânı buldum. İlk uğradığım,,,daha önceleri de ziyaret ettiğim, dolayısıyla sahibi ile -Murat- artık tanış olduğumuz dükkândaydım... İçeri girip aradığı kitabın sadece ismini
Neden?
Neden okuduğumu, birinin önermiş olup olmadığını hatırlayamadım KAVGAM kitabını. Ve tam olarak neden yarım bıraktığımı da hatırlamak istiyorum.
Reklam
Ayna ayna söyle bana!
Karşı cinsime ait pek çok detay şaşırtır beni. Kurdele takmak saça, 'en basit süslenme'dir sanıyorum. Saçlarına takacakları tokayı, firketeyi dudakları arasına sıkıştırırlar. Uzun saçlarını burgu biçiminde çevirirler tepelerinde. Sağ elleriyle atkuyruğuna benzettikleri saçlarını tutuyorlarken, sol ellerindeki tokayı özenle tepelerine yerleştirirler. Aynasız olmaz bu süslenmeler. Tokadan sarkan saçlarını dağıtır, başlarını sağa sola sallarlar. Hem sağ yanlarından bakarlar aynalarına, hem sol yanlarından, ta ki kendilerini beğenene kadar. Ayna önemlidir; az uzaklaşıp tekrar bakarlar sırlı camlarına.
Salsana Şu Sepeti!
Kadın Eşme'ye gitti... Ben de ikinci akşamı eve dönerken iş çıkışı kuru yemişçiye uğradım. Bir şeyler aldım. Elimdeki gazeteyi, torbayı, şemsiyeyi evin önünden geçerken Binnur'a vereyim, dedim. Aradım... Elimde bir şeyler var; salsana şu sepeti Binnur, dedim. Biz beşinci katta oturuyoruz... İyi misin sen? diye sordu. İyiyim, iyiyim ama geldim evin önüne çabuk sal lütfen şu sepeti, dedim. Vurucu soru "sepeti" dememden sonra geldi: Adam ben neredeyim?
Düğün
Evvel zaman... Karım, Yarın akşama düğün var, diyor. Eve gidiyorum kimsecikler yok. Arıyorum. Açıyor. Gürültülü bir yerden geliyor sesi. Davul zurna... Hayrola? diyorum. Keşke gelseydin sen de, diyor. Neredesin ki sen? diye soruyorum. Adam düğüne gideceğim demiştim ya! diyor.
Boş Sohbetler!
Adam kartvizitini uzatıyor. Evvel zaman... Bir tarafı Türkçe, arka tarafı İngilizce kartvizitin: "Sales Manager" falan yazıyor. Bir de bakıyorum iletişim kısmında: "Fax" yazıyor. Ee, Türkçe kısmında da "Fax". Bari Türkçe kısmında "Faks" yazsa! Hayır! Yazmıyor: Ama her iki tarafta da "Fax" yazıyor. Hem malı almışız, biz üretmediğimiz hâlde kullanıyoruz, hem adını almış,,,kullanıyoruz, hem de İngilizce nasıl yazılıyorsa öyle yazıyoruz! Pes!
Anne
Türkçe yumuşak sesli bir sevgili gibidir. Kimi zaman anne yerine de geçebilir.
Reklam
Benim en derin vatanım Türkçedir. Mario Levi
Kaya
Pierre Rey; Çeviren: Yalçın Yetişkin; Erko Yayıncılık; 464 Sayfa Romanı 27 Nisan 2008 günü devretmiştim. Garip bir roman, belli bir kahramanı yok. Edebî yazıların bütün olarak anlaşılabilmesi için benim öğrendiğim, giriş, gelişme ve sonuç bölümlerinin mevcut olması gerekir ki anlayabilelim. KAYA romanında sonuç bölümü yok. Gerçekten 'yok'. Yazar, bir gün romanı bitirmeye karar vermiş ve, Markete gitmeden şunu bitireyim, diye düşünmüş sanki. Romanın 185'inci sayfasında Yunanlı Armatör Sokrate Satrapoulos ortaya çıkıyor; bu armatör daha önce okumuş olduğum Pierre Rey'in YUNANLI adlı romanının baş kahramanıydı.Ve sadece o değil ama Melenas; Yazar'ın tanımlamasıyla: O siyah aleve benzeyen kadın da boy gösteriyor romanda(siyah alev olur mu?). Kitaptan anladığım bazı özlü tümceler olmadı değil, örnek: "(...) Bir sinema filminde, bakire rolünü üç çocuklu dul bir kadının oynaması inandırıcı bulunmaz.' Yıllarca önceden hatırladığım Monako Hanedanlığı'nı anlatıyor roman, bu hanedanlığı merak edenler okuyabilir. Pierre Rey'in eserlerinden ilk okuduğum PARA (1978 Hür Yayınevi Basımı - OUT) romanıydı. Acayip sürükleyici bir romandır, heyecan veren bölümleri çoktur. Kırk yıldır okuduğum romanlar içerisinde en mükemmeli PARA idi.Bir roman örneği verin deseler bana hiç düşünmeden bunu söylerim. Demek ki yazarların her romanı böyle mükemmel değilmiş.Hazır sıkı bir roman yazarı bulmuşken diğer romanlarını da okuyayım demiştim Pierre Rey'in...Olmadı!..KAYA başlıklı bu romanı umduğum hazzın epeyce gerisinde kaldı.
ihtiyar
ihtiyar
İnsan Sarrafıyım! Yeliz vapura binmemiş, meydanda adamın biriyle samimi bir şekilde tokalaşmıştı. Durduğum yerden adamı tam arkasından görebiliyordum. Boyuna bosuna, endamına bakıp adamı tanıyıp tanımadığımı, daha önce görüp görmediğimi çıkarmaya uğraşıyordum. Yeliz'in bu adamla vapura binip Kadıköyü'ne geçmesi pek şüpheli görünüyordu o