Semih Oktay

Semih Oktay
@Volpone
Okumayı seviyorum. Daha çok roman, hikâye, öykü, biyografi, masal, şiir, yaşam öyküsü, destan, makale, deneme, fanzin, fıkra, röportaj, eleştiri, anı, günlük, dergi ve gazete okuyorum.
Savaş...
Her yeni patlayışla henüz öldürülmemiş insanlar için hayatta kalmak şansı gittikçe azalıyordu.
Sayfa 1501 - Cem YayıneviKitabı okuyor
Reklam
"(...) bir taş gibi düştü uçak."
Renata'nın nişanladığı manda sürüsünün üzerine bir taş gibi düştü uçak. Mandaların ve iki iri çoban köpeğinin sırtlarını yalar gibi oldu bir an. Zaten o anda, çobanın kendini yere attıktan sonra uçağa doğru yumruğunu sallayıp küfrü bastığını görmesine yetmişti Kurt'un. Sesine sakin bir ton vermeye çalışarak konuştu Kurt: "Neyi ispatlamak istiyorsun şimdi sen bana? " Rüzgârın ittiği küçük ve ince bulutlarla birdirbir oynamaya girişmiş olan Renata, daha ciddi bir havaya büründü cevap vermeden önce:
HÜR YayıneviKitabı okudu
Nişanlı Çift: Renata & Kurt. Pikeye geçiyoruz!
Aynı anda da Renata, Kurt'un dehşete uğramış bakışları karşısında, pilot yerinin pleksiglas kapağını ani ve sert hareketle kapatmıştı kola basıp. Ve uçak birdenbire yön değiştirip yana saptı büyük bir hızla. Renata bir kahkaha daha atmıştı. Sonra da verev bir bakışla: "Bana meydan okumamalıydın!" dedi nişanlısına. Altlarında yer yer köknarların koyu yeşiliyle lekeli açık yeşil küçük vadiler uzanmaktaydı şimdi. "Sıkı tutun!" dedi Renata. "Pikeye geçiyoruz." "Renata!" diye haykırdı Kurt.
HÜR YayıneviKitabı okudu

Okur Takip Önerileri

Tümünü Gör
Nişanlı Çift: Renata & Kurt
Renata yükselti uçağını yeniden ve bir kahkaha attı: Yukarıdan görüldüğünde sahne, tavukları birdenbire delirip düşsel arpa tanelerini gagalamaya koyulan bir kümesi andırmaktaydı. "Rezillik bu senin yaptığın!" dedi Kurt büyük bir hınçla. Motorun gürültüsüyle rüzgarın uğultusunu aşabilmek için var gücüyle bağırmak zorunda kalmıştı.
HÜR YayıneviKitabı okudu
Gökten yağan para için yumruklu kavga mı!
Büyüklerinin eteklerinden tutmayı başaramadığı çocuklar, dallarında çiçek yerine banknotlar açan ağaçlara tırmanmaya koyulmuşlardı. Ve söz konusu banknotlar, Schweizerische Nationalbank tarafından çıkarılan açık mor renkte ve değerleri on franktan elli franga kadar yükselen o güzelim İsviçre banknotlarıydı. Paraya hücum gittikçe biraz daha kızışmaktaydı, yer yer yumruklaşmalar başlamıştı.
HÜR YayıneviKitabı okudu
Reklam
Para yağıyor gökten!
Ama bütün bu telaş sesleri, geri dönüp bir kucak dolusu daha para savuran uçağın gürültüsüyle bastırılacaktı. Gerçekten çok yaşlı birkaç kadın, bir yandan istavroz çıkarıp bir yandan da dualar mırıldanarak: "Mucize! Mucize bu!" demişlerdi.
HÜR YayıneviKitabı okudu
Gökten para yağarsa!..
İşte o vakit, en şüpheciler bile, yani kendilerini "bize madik atılmaz" diye kabul ettirmiş olanlar bile, elektrik akımına kapılmış gibi oldular birden. Ve herkes atıldı ileri bu mucizevi avdan payını almak için. Bir anda acı fren sesleri, homurdanmalar, küfürler, çocuklara haykırılan öğütler, tehditler, protestolar, teşvik çığlıkları kapladı ortalığı.
HÜR YayıneviKitabı okudu
Renata ah Renata! Sen büyüdün ama yüreğin çocuk kaldı!
Kağıtları, bir prospektüstür sanarak, iki üç çocuk eğilip aldı önce. Sonra ürküntüyle çevirdiler ellerinde, gene ürküntüyle birbirlerine baktılar: Gözlerine inanamıyorlardı. Nihayet on iki yaşında bir erkek çocuğu, fırıncının oğlu özetledi herkesin gördüğü ama bir türlü adını koyamadığı şeyi: Heyecandan ayakları birbirine dolanarak babasının dükkânına koştu çocuk; düşen kağıtlardan bir tomarı sımsıkı göğsüne bastırmış olarak koştu; ve uçağın gürültüsüyle kapıya fırlayan ana babasına haykırdı boğuk bir sesle: "Para bu, baba! Anne, para bu! Koşun! Gökten para yağıyor!"
HÜR YayıneviKitabı okudu
Renata Seviyor Uçakla Para Dağıtmayı!
Üçüncü kez kıvrılmıştı küçük uçak. Ve yeniden Chiavenna'nın ana caddesine doğru pikeye geçmişti. Sonra da caddeyi eksen olarak alıp aşıboyalı damları müthiş bir titreşimle yalayarak aştı ve kilisenin çan kulesine gelirken yükseldi yeniden. Şaşkınlık ve korku içinde başlarını kaldıran kentliler, bir yığın küçük kağıdın rüzgârda yalpalanıp fırdöndü gibi dalgalanarak, sonbahar yapraklarına özgü ürkek ve narin hareketlerle kaldırımlara, arabaların üzerine, balkonlara, işportacıların parlak renkli gölgeliklerine doğru süzüldüğünü gördüler. Vakitlerden öğleydi. Haftada bir gün kuruluyordu pazar. Ve sokak insan doluydu. Ve hemen yakındaki -biraz güneydeki- Como gölünden kopup gelen bu tatlı nisan perşembesinin hoş esintisi, henüz naftalin kokan yazlık giysilerini kuşanmış genç kadınların vücut çizgilerini daha da belirgin bir hale getirmekteydi.
HÜR YayıneviKitabı okudu
Morty O'Broin & Judith - Veda Zamanı
Kırk sekiz saat geçmeden bambaşka bir yerde olacaktı, öbürüyle. Varlığını dünyada hiç kimsenin bilmediği cennet gibi bir yerde...Ve de bütün gezegenin en zengin insanı olarak: Hiçbir insanın bugüne değin olmadığı ve en delişmen hayalgücünün bile hayal edemediği kadar zengin! Elinde valizi, kapıyı açmak üzereyken Judith'in sesi yükselmişti: "Morty! Çıkarken Margaret'e söyleyiver de lütfen getirsin benim o haplarımı..." Bir baş hareketiyle "evet" demişti Morty; ve karısının ağzından işittiği son sözün "hap" olduğunu düşünmüştü aynı anda. Sırtını dönmüştü çıkarken; ve Judith, kocasının nasıl gülümsediğini bilmeyecekti: Artık bir daha görmeyeceklerdi birbirlerini.
HÜR YayıneviKitabı okudu
Reklam
Morty O'Broin & Judith
Son bir veda davranışı için üzerine eğilir gibi olmuştu karısının ve son anda durmuştu. "Artık gitmem gerekiyor." dedi. Aslında, kesin ve acı duygulara kapılıp perişan olması gerekirdi şu anda. Yirmi yıllık bir beraberliği sona erdiren roman kahramanları gibi tıpkı...Ama hayır, hiçbir şey duymamaktaydı. Akşam yemeğine eve gelecekmişçesine bir gönül huzuru içindeydi Morty O'Broin. Çocukları olmadığını düşündü birden ve yüreğinde büyük bir serinlik duydu: Hiç bir şey kurmamışlardı Judith'le, demek ki hiç bir şeyi yıkmış olmayacaktı. Yani onu böyle yüzüstü bırakıp gitmekle, işin aslında kendi kendinin bir parçasını, üstelik de -kaçmak cesaretini yıllarca bulamadığı için- anısı bile onu rahatsız eden yapışkan bir parçasını terkediyordu o kadar.
HÜR YayıneviKitabı okudu
Péter ne denemiş,,, ne yapmış?
O anıyı bastırmak için sarf ettiği güçle dağlar yerinden oynatılırdı. Ben bunu bildiğimi sanıyorum. Zaman zaman ona hayranlık duydum. Bir insanın hayatta deneyebileceği en zor şeyi denedi. Ne yaptı, biliyor musunuz? Aklıyla bir duyguyu öldürmek istedi.
Sayfa 61 - YKYKitabı okuyor
Smolensk düşman ateşi altında kaldı. Üstelik kuraklık hüküm sürüyor.
Sıcak ve kuraklık üç haftadır, hatta daha uzun bir süredir devam ediyordu. Her gün gökyüzünden bazen güneşi kapayan kıvrım kıvrım bulutlar geçiyordu, ama akşama doğru gökyüzü gene temizleniyor, güneş kırmızıya çalan mor bir karanlığa gömülüyordu. Yalnız geceleri bol bir çiy toprağı serinletiyordu. Terkedilmiş tarlalardaki buğdaylar güneşte kavruluyor, dökülüyordu. Bataklıklar kurumuştu. Güneşin kasıp kavurduğu meralarda yiyecek bulamayan sığırlar açlıktan böğürerek dolaşıyordu.
Sayfa 1308 - Cem YayıneviKitabı okuyor
Alpatiç ve Savaş
Vakit çoktan öğleyi geçmişti. Sokağın yarısı gölgedeydi, öbür yarısı ise güneşin altında ışıl ışıldı. Alpatiç pencereye baktı, sonra kapıya yaklaştı. Birden uzaktan uzağa garip bir ıslık, hemen sonra da bir patlama duyuldu, arkasından da, birbirine karışarak uğultu hâlini alan ve pencereleri zangırdatan top sesleri işitildi.
Sayfa 1302 - Cem YayıneviKitabı okuyor
50 öğeden 1 ile 15 arasındakiler gösteriliyor.